Cuma, Ağustos 16, 2019

Veri merkezleri için sunucuların, kabin cihazlarının çektiği akım, gücü ve harcadığı enerjiyi hesaplama

Bu yazıda veri merkezleri için sunucuların, depolama ünitelerinin ve ağ cihazlarının harcadığı enerji, çektiği güç ve akımla ilgili genel bilgilendirme verilmiştir.

Cihazların güç ünitelerinin çektiği akımdan hareketle veri merkezi tasarımında UPS (Uninterruptible Power Supply) , PDU (Power Distribution Unit) ve ATS (Automatic Transfer Switch) sistemlerinin kapasitesi hesaplanarak buna yönelik olarak ihtiyacınız olan ürünleri seçebilir, aynı zamanda çekilen güçten yola çıkarak harcanan enerji üzerinden günlük ve aylık elektrik tüketim maliyeti hesaplanabilmektedir.

Örneğin 1 RU' luk sunucunun güç ünitesi (power supply) 500 watt olduğunu varsayalım;
Bu sunucu, Akım=Güç/Gerilim formülünden, 500/220=2,27 amper çeker ki normal çalışma koşullarında maksimum 1 amper çeker. [1]

2 RU luk sunucular ise genelde yedekli olarak (yani birisi aktif, diğeri yedek) 2000 watt güç üniteli olur. 2 RU da 1, 2, 4 sunucu olabilir.

Yine blade sunucular için ortak power ünitelerini dikkate almak gerekecektir.
2000 watt' lık güç ünitesi en fazla 9 Amper akım çeker, normal çalışma koşullarında ise 4 amper akım çeker.

Bu hesaplamalardan 1 sunucunun (Bir sunucudan kasıt 2 işlemci ve ortalama RAM'e ve disklere sahip sunucu) ortalama 500 wattlık power kullandığı yorumunu yapabiliriz. Elektronik parçaların elektrik tüketim teknolojileri geliştikçe bu rakamlar daha da düşebilir.
Sunucu üzerinde yük yokken ise (idle) 250-300 watt harcadığını varsayabiliriz.
Akım hesabından sonra gelecek fatura hesaplamaları için harcanan enerji yani-watt saat olarak örnek bir hesap yapalım:

Harcanan enerjiyi (kwh) saat, gün ve ay istenirse yıla göre hesaplayabiliriz.
Yani; 300 watt güç çeken sunucunun 1 gün içinde harcadığı enerji; Enerji = Güç x Zaman (saat) hesabından:

Enerji = 300 (watt) x 24 (h) = 7200 Wh (watt-saat) = 7,2 kWh (kilo watt-saat) yapar. Elektriğin watt saat birim ücretiyle bu sayı çarpılırsa 1 günlük elektrik maliyeti ortaya çıkar.

3 zamanlı elektrik kwh birim ücreti 0,7 TL/kwh yani 70 kuruş/kwh olduğu durumda; (güncel birim fiyatı kontrol edin lütfen - 16.08.2019)

1 günlük enerji maliyeti: 7,2 x 0,7 = 5,04 TL olacaktır.
Aylık tüketimi hesaplamak gerekirse; 5,04 x 30 = 151,2 TL olacaktır.

Burada veri merkezleri için çalışan cihazlardan ortaya çıkan ısı sonucu ısınan ortamın (enerjinin korunumu yasası gereği) soğutulabilmesi için soğutma sistemlerinin çalışması gerekecektir. Geleneksel hava soğutma sistemlerinin veri merkezi kabinlerinde çalışan cihazların güç kapasitesi kadar soğutma yapması beklenmektedir. Örneğin tüm kabinlerden toplamda 40 kw'lık bir güç kullanımı varsa soğutma sisteminin 40 kw veya BTU (British Thermal Unit) cinsinden 3,412 x 40 kw = 136.480 BTU/hr kapasitede olması gerekmektedir. [2] Soğutma sisteminin enerji vermililiğinin (EER-Energy Efficiency Ratio = çıkış soğutma enerjisi / soğutma sisteminin harcadığı enerji ) 3 olduğunu varsaydığımız durumda; 151,2 TL lik elektrik tüketen sunucuyu soğutmak için 50,4 TL lik soğutma sistemi elektrik harcayacaktır [3]. Bu durumda bu sunucu için elektrik maliyeti toplamda 201,6 TL olacaktır. Yani toplam elektrik maliyeti = cihazların elektrik harcama maliyeti + soğutma sisteminin elektrik harcama maliyeti. Soğutma sisteminin elektrik maliyeti = cihazların elektrik harcama maliyeti / 3 (EER 3 olduğu için)

Genel bilgi vermek açısından 48 portlu tek güç üniteli bir ağ anahtarının (network switch) en fazla 100 watt harcayacağından yola çıkarak bu cihazın 0,45 Amper akım çektiğini 220 V'luk elektrik şebekesi için hesaplayabiliriz. Benzer hesapla günlük elektrik tüketimi 2,4 kwh x 0,7 TL/kwh = 1,68 TL. Aylık olarak ise 50,4 TL olarak bulunabilir.

Sunucuların, ağ cihazlarının ve depolama ünitelerinin güç ünitelerini PDU prizlerine bağlarken PDU'ların taşıyabileceği en yüksek akım değerine bakmak gerekecektir. Örneğin 1 faza bağlı PDU'nun (örn. L1) en yüksek akım eşiği 20 Amper ise, 2000 watt güç üniteli sunuculardan (bir güç ünitesinin 5 A çektiğini varsayarsak) en fazla 4 tane güç ünitesi bu PDU ya bağlamak gerekecektir. Burada PDU'ların katalog belgelerinden (datasheet) en yüksek akım eşiğine dikkat etmek gerekecektir.

Her bir PDU'nun taşıyabildiği akım üst sınırıyla birlikte bir faz için (L1,L2,L3 fazları için), kabin güç raylarının her bir faz için taşıyabildiği akım üst sınırına da dikkat etmek gerekecektir. Örneğin bir faz için kabin rayı üst akım sınırı 40 A ise 20A'lik aynı fazdaki PDU'lardan en fazla iki tane (örneğin L1) bu raya bağlanabilmektedir. 3 faz için ise bu kabine toplamda 6 PDU bağlanabilmektedir. Burada UPS'lerin yedekli olduğunu belirtmekte fayda görüyorum yukarıda anlatılanların hepsi her bir UPS kanalı için geçerlidir. Yani 6 adet PDU bir UPS şebekesine 6 adet PDU ise diğer şebekeye bağlanmaktadır.

Kabinde çalışan cihazları her 3 faza eşit ve dengeli bir şekilde bağlamak yük ve akım dengesi için daha sağlıklı olacaktır.

Bu yazıda anlatılan örneklerde varsayımlar üzerinden hesaplamalar yapılmıştır, siz kendi sisteminiz için hesaplama yapmalısınız.

Kaynaklar:
[1] - https://serverfault.com/questions/62339/how-can-i-calculate-a-servers-amperage
[2] https://www.cisco.com/c/en/us/solutions/collateral/data-center-virtualization/unified-computing/white_paper_c11-680202.pdf
[3] https://www.engineeringtoolbox.com/air-conditioner-efficiency-d_442.html

Pazar, Mayıs 26, 2019

Bencillik

Kendimizi her zaman merkez noktasına koyup olayları, ilişkilerimizi değerlendiriyoruz. Bize kim ne yapmış, biz başkasına nasıl davranmışız.. kafamızda hep buna benzer sorular dönüp duruyor. Evet her birimiz bir kişiyiz benliğimiz, kişiliğimiz karakterimiz var ancak bu kendimizi merkezde tutup referans noktası olarak belirlememiz şart değil. Burada ince bir çizgi var, belki de çok belirgin bir çizgi ancak biz bu konuya eğilmediğimizden bunun belirginliğinin farkında değiliz bu yüzden bu konuyu iyice ele almalı ayrımları ve tanımlamaları çok iyi yapmalıyız; yani doğru analiz ve açıklama yapmalıyız. 

Kendimizi merkeze koyduğumuz için her şeyden etkileniyoruz, birisi bize kendimize göre yanlış ve kabul etmediğimiz bir davranışta bulunduysa bunu kafamıza takıp uzun uzadıya analiz yapıp düşüncelere dalıyoruz. Bunun nedeni kendimizi inanılmaz bencil hissetmemizden dolayı. Çünkü dünyadaki her şeyin merkezine kendimizi koyup buna göre yorum yapıyoruz. Sinema filmini beğenip beğenmemek, herhangi bir şeyi beğenip beğenmemek çok önemli bize göre. İlla ki yorum yapacak beğenip beğenmediğimizi göstermek zorundayız. Bir şeyi gerçekten beğenmek zorunda mıyız? Yani her şeyde kendimizi merkez noktaya konumlandırıp ve referans alıp değerlendirdiğimiz şeye bir değer atamak zorunda mıyız? Bu hastalığımız yüzünden gereksiz kaygılara, streslere uzun depresyonlara giriyoruz.

Aynı zamanda mazoşist eğilimlerimizden kaynaklanan yaptığımız davranıştan dolayı kendimizi suçlayıp dururuz. Suçluluk psikolojisi de aslında bencillikten kaynaklanıyor. Evet suç işleyebiliriz bundan ders de çıkarabilir belki de kendimizi cezalandırabiliriz. Ancak bu sonsuz kısırdöngünün bize herhangi bir katkısı yok. Suçumuz varsa bunu kabul edip sorumuluk alıp ders çıkarmamızdan başka çaremiz yok. Sürekli kendimizi suçlamak anlamsız ve kendimize eziyet etmekten başka bir şey yapmamaktadır. 

Peki nasıl bir benlik içinde olmalıyız. Bir kişi hem nasıl kendi benliğini yaşar ve hem de bu bencillik hastalığından uzak durabilir? Bir kere kendimizi merkeze koymaktan vazgeçmeliyiz. Dünya bizim etrafımızda dönmüyor. Olan her olayı kendimize yontmamalı her şeyden kendimize göre sonuç çıkarıp değerlendirmelerde bulunmamalıyız. Öte yandan kendimizin kim olduğunu, neyi sevip neyi sevmediğimizi tabi ki bilmeliyiz. İnsan sabit bir kişiliğe ve değerler sistemine sahip değil. Sürekli değişiyor yeni şeyler öğreniyor ve görgümüzü tecrübemizi artırıyoruz. Kendimize ve dünyaya yani doğaya ve tüm canlılara faydalı olacak şekilde hareket etmeye çalışıyoruz (şu an tam tersi olsa da buna doğru evrilmek zorundayız). Burada olayları ve dış dünyayı değerlendirirken doğru olana göre bakış açımızı değiştirmemiz gerektiği. Bencillik yapmanın bize kısa vadede kar sağlasa da uzun vadede zarar verdiğinin (kin beslemek, kibir sahibi olmak, sinirlenmek) farkında olmak gerekmektedir. Yine değerlendirme yaparken hem kendimize göre hem de diğer canlılara göre sağlıklı ve doğru olanı tercih etmemiz gerekmektedir. 

Biz sadece kendimiz değiliz, diğer insanlarla ve tüm doğayla olan bağımız ortada, ne kadar kendi içimize kapanıp bencillik hastalığına kapansak da sosyal olarak diğer insanlara ve diğer canlılara, doğaya muhtacız. Bencillikten kurtulmak, ancak dış dünyayla olan bağımızı kabullenip daha uzlaşmacı olmaktan geçiyor. Bu uzlaşma hem kendimize hem de dış dünyaya faydayı içermeli. 

Olayları ve şeyleri değerlendirirken bazen biz doğruyu söyleyebilir veya bazen biz yanlış söyleyebiliriz, doğruyu söylüyorsak bunu kavgacı üslupla değil doğrunun ne olduğunu göstererek söylemeliyiz. Diğer insanlar bunu anlamıyorsa da ısrarcı olmanın anlamı yok, zorla yapınca insanlar savunma mekanizmasına geçiyor ve doğru olsa da yanlış diyor tuhaf bir şekilde çünkü bencillik hastalığına yakalanıyor. Öte yandan yanlış olduğumuzu farkettiğimizde de bencillik hastalığına kapılmadan yanlışımızı kabul etme cesaretini göstererek bunun sorumluluğunu almamız gerekir. Yanlışı kabul ettiğimiz ve doğrunun doğru olduğunu kabul ettikten sonra zaten kendimizi uzun ve bitmeyen suçluluk duygusuna sokmayacağızdır. Kabulleniş burada çok önemli. Hepimiz sürekli bir eksiklik içindeyiz bu da bir suçluluk krizine sürüklememeli. Yanlış bileceğimizi eksiklik içinde olacağımızı da kabullenmek zorundayız. Mesela bu yazıyı ileride okuduğumda bile bir sürü eksik düşünce göreceğim ancak şu an bu düşüncelerle yazdım bunu, belki de ileride yapacağım çıkarımlar sayesinde daha da iyi analiz yapacağım. Öğrenmenin kendimizi geliştirmenin sonu yok. Hayat bir süreç şu an ve diğer anlarda hatta en sonunda bir sonucu olmayacak. Bu süreç içinde iyiye ve güzele yavaş yavaş yaklaşacağız. İnsan hep eksik ama düşünen ve eleştiren bir varlık olduğundan, eleştiri de bizi geliştirdiğinden daha da gelişeceğiz gitgide diye düşünüyorum. 

Çarşamba, Mayıs 22, 2019

Linux ve MacOS 'da kopyalama hatası error code -36

Bu hatayı genelde dosya kopyalama esnasında kaynak veya hedef disk alanı bozuksa alırsınız. Ben ilk aldığımda windows ne güzel hatalı olanları geç diyordu bu MacOS ne kadar dandik demiştim. Ancak biraz araştırma yaptığımda güçlü Linux komutlarıyla karşılaştım. Bildiğiniz üzere MacOS Unix tabanlı bir işletim sistemi olduğundan ve Linux / Unix işletim sistemleri benzer Unix komut ve terminali kullandığından Linux komutlarının çoğu MacOS'da çalışmaktadır. Bu yüzden Linux ve MacOS yazılım ve sistemciler için kullanışlı işletim sistemleridir. Birkaç komutla kolayca istediğiniz işlemi hızlıca yapabilirsiniz.

Neyse çözüme geçelim. Çözümü aslında ben şu sayfadan buldum burada daha basit ve Türkçe anlatacağım. https://superuser.com/questions/458579/copying-many-files-without-stopping-on-errors-on-osx


kullanacağımız komut cp.

Bunun için hata olduğunda kopyalamaya devam etmesi için -p parametresini ve tüm alt klasörlerin kopyalanması için -R parametresini kullanacağız.

Terminali açın cp -Rp yazın sonra kaynak klasörü seçip sürükleyerek terminale bırakın, böylece dosya yolunu terminale uzun uzun yazmanıza gerek yok bir karakter boşluk bırakıp hedef klasörü de aynı şekilde sürükleyip bırakın terminale, sonra enter'a bastığınızda kopyalama işlemi başlayacaktır. Hata yoksa komut işlemeye devam edeceğinden imlece komut basamayacaksınız yani komut çalışıyor demektir. Aşağıdaki resimde çalışan komut ve alınan hataları gösteriyor hatalar alınsa bile arka planda kopyala işlemine devam ediyor.

Umarım işinize yarar. Teşekkürler.

Salı, Mayıs 21, 2019

2019 başı müzik notları

Eskiden last.fm sistesinde ne güzel blogum vardı. Orada dönem dönem dinlediğim şarkıcıları tanıtır hangi zamanda neler dinlediğimi de not almış olurdum. Ancak ne yazık ki lastfm blogu kaldırmış. Bu yaptıkları resmen kabalık.

Neyse bundan sonra yazalım madem, 16-17-18 senelerinde daha çok yabancı pop müzik dinledim. Yabancı pop müzik nedir ya pop müziğin yabancası mı olur. O zaman global pop müzik dinledim diyeyim Türkçe pop bambaşka. Neyse bu tartışmaya girmeyeceğim.

2018 sonunda yüzyüeyken konuşuruz grubunu sıklıkla dinlemiştim gayet hoş ve dinlendirici bir tarz, doğal sözlerin ön planda olduğu rahatsız etmeyen aynı zamanda sizi alıp kendi hikayesine götüren bir havası var. Ancak biraz depresif ve acı içinde oluğunu söylemem gerekir şarkıların.

2019 başı benim için chilling müzikleri keşfetmemi sağladı ve yeni bir dünyaya giriş yapmış gibi oldum. Chilling müzik rahatlatıcı tarzda olup bir akış içinde sizi dinlendirerek ritmi hissetmenizi sağlıyor. Chill müzğün tarzları var tabi, R&B chill, Pop Chill sonra Lounge tarzında chill müzik başka türleri de vardır. Ben daha çok pop Chill dinliyorum ancak R&B chill 'in de güzel örneklerini dinleme fırsatım oldu. Elektronik Chill tarzı da yine gençler tarafından tercih edilen bir tarz hatta Chill Vibes t-shirtleriyle dolaşırlar canları sağolacısalar. BU t-shityler genelde pembe tonda Palmiye agaçları tonunda oluyor. Elektronik Chill tarzında Shy Martin şarkıcısını biraz sonra tanıtacağız.

Hemen sizlere deezer'daki chilling listemi paylaşıyorum yazıyı okurken bir yandan göz atmak isteyebilirsiniz.


Buradaki sevdiğim şarkıcılara örnek vermek gerekirse en başta Jessie Ware - Love to Love e bayıldığımı söylemem gerekir.

Hemen R&B chill 'in mükemmel örneklerinden devam edelim, Ella Mai'den başlayalım, Trip şarkısının girişindeki piyano ve piyanoyu tamamlayıcı güçlü sesi nedir öyle! Mükemmel!!

Kehlani, Kehlaniye özel bir dosya açmak gerekiyor aslında. Nights Like şarkısını dinleyin multaka. Mükemmel güçlü bir vokal. süper bir şarkı. Bu şarkıda gece yolculuğu yapabilirsiniz şehir ışıkları yanınızdan kayıp geçerken.

Devam edelim, Lolo Zouai yine pop chill tarzında ve çok hoş albümünü dinleyebilirsiniz hatta.

Shy Martin yukarıda söylediğim gibi elektornik chill tarzında biraz daha ve çok başarılı.

Şu an dünyada Billie Ellish çok popüler ancak ben çok bayılmadım.

Diğer beğendiğimiz şarkıcıarımız: Clara Mae, Maisie Peters, Sabrina Carpenter, Emily Burns, Lisa Ekdahl,

Yine Ariana Grande'yi de bu dönem çokça dinlediğimi itiraf etmek istiyorum. Imagine, 7 Rings, god is a woman, no tears left to cry beğendiğimiz şarkılardandı.


Siz yine eğer isterseniz yukarıdaki listemdeki şarkılara göz atabilirsiniz. 

Bir sonraki müzik yazımızda görüşmek üzere..


Cuma, Mayıs 17, 2019

Bitmeyen sorular

Aklımızda bir sürü soru, neyi nasıl yapacağımız, önümüze gelen tercih olarak neyi sececegiz, bir insan ne yapmalı, biz o anda nasıl hareket etmeliyiz, geleceği nasıl planlamali, biz kimiz ne istiyoruz nereye gidiyoruz, dünyayla hayatla ilgili bilinmeyen bir sürü şey. Her konuda bilinmeyen bilmediğimiz bir çok şey var. Bazı soruları yanıtlıyoruz. Veya yanıtladığımizi sanıyoruz. Sahi soruyu yanıtlamak nedir? İcimizdeki soruya bir bakima boşluğa ne yanıt olunca onun yanıtlandığını sanıyoruz, bunu nasıl ölçüyoruz? Doğru yanıt olup olmadığını nasıl belirleyebiliyrouz. Neye göre? Kendimize göre mi yani pragmatik davranarak kendi faydamiza mı? Sorularımiza bulduğumuz yanıtı o an anlayabiliyor muyuz mesela? Bazı sorulara bulduğumuz yanıtlar belki o an doğru ve ancak gelecekte yanlış yanıt olduğunun farkına varacağız. Bir soruna bulduğumuz yanıtın doğru olup olmadığını verdiğimiz yanıtın sağlamlığiyla alakalı olabilir. Şöyle ki yanıt verirken elimizde yeterli kanıt varsa ve bu kanıtlar doğrulanabilir ve tam tersi yanlislanabilirse yanıt o kadar sağlam oluyor. Bilimsel bir hipotez gibi ne zaman yanlışlanorsa o zaman o yanıt çürümüş oluyor. Hayatta her sorunu bilimsel verilerle çözemeyiz belki de şimdilik öyle sorunu matematiğe döker ve modelini olusturursak belki yeni teknolojilerle ona da belirli bir paterne göre yanıt bulabiliriz ancak bu yanıt daha önceki verilen yanıtlara benzer nitelikte çalışacağından gerçeğe ve kadar yakın ve uzak onu bilemeyiz. Neyse bilimsel bir yazı yazmak istemiyorum. Konu sorunları matematikle çözüp  çözemeyecegimiz değil. 

Sorduğum şey bir yanıtın gerçekten o sorunun yanıtı olduğunu nasıl anlayabiliriz? 
Bu sorunun yaniti da aslında çok bilmekle ve bilgiyi anlamaktan geçiyor. Bilgimiz arttıkça bizim davranışlarımız önyargılarımiz tercihlerimiz dahi değişiyor. Yani doğruya bilgimiz arttıkça bir adım daha yaklaşıyoruz. Bazı soruların ise net bir cevabı yok. Şöyle söyleyeyim tek bir yanıtı yok. Farklı bir yanıt olduğunda farklı koşullar ortaya çıkacağından yeni bir durum ortaya çıkmış olacak ve o koşula yeni bir yanıt bulunması gerekecek. Aslında bu tercihlerimizle ilgili; bir tercih yaptığımızda yeni bir durum oluşuyor ve o tercihten sonra o tercihe göre yeni sorunlar ve yanıtlar bulmamız gerekiyor. Tercih edilmeyen durum geride kaldığından yeni sorunlarin yanıtı tercih edilen durum ve sonrası için aranması gerekiyor. 

Bir de şu konu var ki bazen bazi sorularımiza hiç yanıt bulamıyoruz. Bilinmeyen şeylerin cok olması bizi rahatsız etmiyorsa sorun yok ancak ben bilinmeyen şey çoksa buna stres yapıyorum. Gerçi bu stres olmasa bunca sorunuma yanıt bulabilir miydim bilmiyorum. Stres yaşamın bir sonucu bir savunma mekanizması. 

Her soruya yanıt bulamayacağımiz gerçeğini de kabul etmek gerekiyor. Genelde söylediğim gibi de sanki önemli olan şey sorulara yanıt aramamiz veya aramaya çalışmamız. Aramaya calismiyorsak da zaten bu konuyu dert etmiyoruzdur yani hiç bir sorunumuz yok demektir.

Kendini beğendirme üzerine düşünceler

Kendimizi beğendirmek için kimi zaman can atarız. Peki amacımız nedir? Takdir görünce kendini daha mı iyi hissediyor insan. Böyle bir inanış var sanırım. Diğerlerinden beğeni görmek, takdir toplamak varolussal açıdan bizi tatmin ediyor sanırım. Ancak bunun ben algı olduğunu düşünüyorum. Kendimizi begendirmeden de insanin yaşayabileceğini düşünüyorum. Aslında bu durum insanın kendini tanıması ve kendini tatmin edecek bir şeyler bulmasıyla ilgili. Kendimizle uğraşır kendi içimize döner ve başka uğraşılar bulabilirsek başkalarından takdir toplamak zorunda kalmayız. Beğeni toplamanin gereksiz bir algı ve anlam yüklemelerden birisi olduğunu görebiliriz.

Savurulup giden insan, mutluluk ve mutsuzluk

Mutlulukla mutsuzluk arasında gidip geliyoruz, mutluyken mutsuz olmamiz an meselesi, mutsuzken mutlu olmamız yine an meselesi. 

Karmaşık duygular içinde gidip geliyoruz. Bazen bu beynimizin bir oyunu gibi cereyan ediyor. Zihnimize sürekli farkli bilgiler anılar pompalıyor. 

Dolayısıyla insan bir karmaşa içinde dalgalı bir okyanusta ilerler gibi ilerliyor, duygularımız dalgalı, inişli çıkışlı. 

Ancak kendini kontrol etmek önemli, rahatlatmak değil kast ettiğim. Mutsuzluğa iten şeyin üstüne kararlılıkla gitmek gibi. Ancak o zaman o sorunu tam olarak çözüp kendimize kabullendiririz. Öyle her şeyi kabullenen kaderci bir kabulleniş değil kast ettigim. Çözüme kavuşturup kabullenmekten bahsediyorum. Örneğin az önce söylediğim gibi insanin inişli çıkışlı duygu karmaşası içinde yaşaması gibi. Bu gerçeği görüp kabullenmek bizi en azından huzurlu yapar. Yani hakikat insana huzur verir. Gerçeklerle yüzleşmek acitsa da insana kalıcı huzuru verir.