Salı, Mayıs 21, 2019

2019 başı müzik notları

Eskiden last.fm sistesinde ne güzel blogum vardı. Orada dönem dönem dinlediğim şarkıcıları tanıtır hangi zamanda neler dinlediğimi de not almış olurdum. Ancak ne yazık ki lastfm blogu kaldırmış. Bu yaptıkları resmen kabalık.

Neyse bundan sonra yazalım madem, 16-17-18 senelerinde daha çok yabancı pop müzik dinledim. Yabancı pop müzik nedir ya pop müziğin yabancası mı olur. O zaman global pop müzik dinledim diyeyim Türkçe pop bambaşka. Neyse bu tartışmaya girmeyeceğim.

2018 sonunda yüzyüeyken konuşuruz grubunu sıklıkla dinlemiştim gayet hoş ve dinlendirici bir tarz, doğal sözlerin ön planda olduğu rahatsız etmeyen aynı zamanda sizi alıp kendi hikayesine götüren bir havası var. Ancak biraz depresif ve acı içinde oluğunu söylemem gerekir şarkıların.

2019 başı benim için chilling müzikleri keşfetmemi sağladı ve yeni bir dünyaya giriş yapmış gibi oldum. Chilling müzik rahatlatıcı tarzda olup bir akış içinde sizi dinlendirerek ritmi hissetmenizi sağlıyor. Chill müzğün tarzları var tabi, R&B chill, Pop Chill sonra Lounge tarzında chill müzik başka türleri de vardır. Ben daha çok pop Chill dinliyorum ancak R&B chill 'in de güzel örneklerini dinleme fırsatım oldu. Elektronik Chill tarzı da yine gençler tarafından tercih edilen bir tarz hatta Chill Vibes t-shirtleriyle dolaşırlar canları sağolacısalar. BU t-shityler genelde pembe tonda Palmiye agaçları tonunda oluyor. Elektronik Chill tarzında Shy Martin şarkıcısını biraz sonra tanıtacağız.

Hemen sizlere deezer'daki chilling listemi paylaşıyorum yazıyı okurken bir yandan göz atmak isteyebilirsiniz.


Buradaki sevdiğim şarkıcılara örnek vermek gerekirse en başta Jessie Ware - Love to Love e bayıldığımı söylemem gerekir.

Hemen R&B chill 'in mükemmel örneklerinden devam edelim, Ella Mai'den başlayalım, Trip şarkısının girişindeki piyano ve piyanoyu tamamlayıcı güçlü sesi nedir öyle! Mükemmel!!

Kehlani, Kehlaniye özel bir dosya açmak gerekiyor aslında. Nights Like şarkısını dinleyin multaka. Mükemmel güçlü bir vokal. süper bir şarkı. Bu şarkıda gece yolculuğu yapabilirsiniz şehir ışıkları yanınızdan kayıp geçerken.

Devam edelim, Lolo Zouai yine pop chill tarzında ve çok hoş albümünü dinleyebilirsiniz hatta.

Shy Martin yukarıda söylediğim gibi elektornik chill tarzında biraz daha ve çok başarılı.

Şu an dünyada Billie Ellish çok popüler ancak ben çok bayılmadım.

Diğer beğendiğimiz şarkıcıarımız: Clara Mae, Maisie Peters, Sabrina Carpenter, Emily Burns, Lisa Ekdahl,

Yine Ariana Grande'yi de bu dönem çokça dinlediğimi itiraf etmek istiyorum. Imagine, 7 Rings, god is a woman, no tears left to cry beğendiğimiz şarkılardandı.


Siz yine eğer isterseniz yukarıdaki listemdeki şarkılara göz atabilirsiniz. 

Bir sonraki müzik yazımızda görüşmek üzere..


Cuma, Mayıs 17, 2019

Bitmeyen sorular

Aklımızda bir sürü soru, neyi nasıl yapacağımız, önümüze gelen tercih olarak neyi sececegiz, bir insan ne yapmalı, biz o anda nasıl hareket etmeliyiz, geleceği nasıl planlamali, biz kimiz ne istiyoruz nereye gidiyoruz, dünyayla hayatla ilgili bilinmeyen bir sürü şey. Her konuda bilinmeyen bilmediğimiz bir çok şey var. Bazı soruları yanıtlıyoruz. Veya yanıtladığımizi sanıyoruz. Sahi soruyu yanıtlamak nedir? İcimizdeki soruya bir bakima boşluğa ne yanıt olunca onun yanıtlandığını sanıyoruz, bunu nasıl ölçüyoruz? Doğru yanıt olup olmadığını nasıl belirleyebiliyrouz. Neye göre? Kendimize göre mi yani pragmatik davranarak kendi faydamiza mı? Sorularımiza bulduğumuz yanıtı o an anlayabiliyor muyuz mesela? Bazı sorulara bulduğumuz yanıtlar belki o an doğru ve ancak gelecekte yanlış yanıt olduğunun farkına varacağız. Bir soruna bulduğumuz yanıtın doğru olup olmadığını verdiğimiz yanıtın sağlamlığiyla alakalı olabilir. Şöyle ki yanıt verirken elimizde yeterli kanıt varsa ve bu kanıtlar doğrulanabilir ve tam tersi yanlislanabilirse yanıt o kadar sağlam oluyor. Bilimsel bir hipotez gibi ne zaman yanlışlanorsa o zaman o yanıt çürümüş oluyor. Hayatta her sorunu bilimsel verilerle çözemeyiz belki de şimdilik öyle sorunu matematiğe döker ve modelini olusturursak belki yeni teknolojilerle ona da belirli bir paterne göre yanıt bulabiliriz ancak bu yanıt daha önceki verilen yanıtlara benzer nitelikte çalışacağından gerçeğe ve kadar yakın ve uzak onu bilemeyiz. Neyse bilimsel bir yazı yazmak istemiyorum. Konu sorunları matematikle çözüp  çözemeyecegimiz değil. 

Sorduğum şey bir yanıtın gerçekten o sorunun yanıtı olduğunu nasıl anlayabiliriz? 
Bu sorunun yaniti da aslında çok bilmekle ve bilgiyi anlamaktan geçiyor. Bilgimiz arttıkça bizim davranışlarımız önyargılarımiz tercihlerimiz dahi değişiyor. Yani doğruya bilgimiz arttıkça bir adım daha yaklaşıyoruz. Bazı soruların ise net bir cevabı yok. Şöyle söyleyeyim tek bir yanıtı yok. Farklı bir yanıt olduğunda farklı koşullar ortaya çıkacağından yeni bir durum ortaya çıkmış olacak ve o koşula yeni bir yanıt bulunması gerekecek. Aslında bu tercihlerimizle ilgili; bir tercih yaptığımızda yeni bir durum oluşuyor ve o tercihten sonra o tercihe göre yeni sorunlar ve yanıtlar bulmamız gerekiyor. Tercih edilmeyen durum geride kaldığından yeni sorunlarin yanıtı tercih edilen durum ve sonrası için aranması gerekiyor. 

Bir de şu konu var ki bazen bazi sorularımiza hiç yanıt bulamıyoruz. Bilinmeyen şeylerin cok olması bizi rahatsız etmiyorsa sorun yok ancak ben bilinmeyen şey çoksa buna stres yapıyorum. Gerçi bu stres olmasa bunca sorunuma yanıt bulabilir miydim bilmiyorum. Stres yaşamın bir sonucu bir savunma mekanizması. 

Her soruya yanıt bulamayacağımiz gerçeğini de kabul etmek gerekiyor. Genelde söylediğim gibi de sanki önemli olan şey sorulara yanıt aramamiz veya aramaya çalışmamız. Aramaya calismiyorsak da zaten bu konuyu dert etmiyoruzdur yani hiç bir sorunumuz yok demektir.

Kendini beğendirme üzerine düşünceler

Kendimizi beğendirmek için kimi zaman can atarız. Peki amacımız nedir? Takdir görünce kendini daha mı iyi hissediyor insan. Böyle bir inanış var sanırım. Diğerlerinden beğeni görmek, takdir toplamak varolussal açıdan bizi tatmin ediyor sanırım. Ancak bunun ben algı olduğunu düşünüyorum. Kendimizi begendirmeden de insanin yaşayabileceğini düşünüyorum. Aslında bu durum insanın kendini tanıması ve kendini tatmin edecek bir şeyler bulmasıyla ilgili. Kendimizle uğraşır kendi içimize döner ve başka uğraşılar bulabilirsek başkalarından takdir toplamak zorunda kalmayız. Beğeni toplamanin gereksiz bir algı ve anlam yüklemelerden birisi olduğunu görebiliriz.

Savurulup giden insan, mutluluk ve mutsuzluk

Mutlulukla mutsuzluk arasında gidip geliyoruz, mutluyken mutsuz olmamiz an meselesi, mutsuzken mutlu olmamız yine an meselesi. 

Karmaşık duygular içinde gidip geliyoruz. Bazen bu beynimizin bir oyunu gibi cereyan ediyor. Zihnimize sürekli farkli bilgiler anılar pompalıyor. 

Dolayısıyla insan bir karmaşa içinde dalgalı bir okyanusta ilerler gibi ilerliyor, duygularımız dalgalı, inişli çıkışlı. 

Ancak kendini kontrol etmek önemli, rahatlatmak değil kast ettiğim. Mutsuzluğa iten şeyin üstüne kararlılıkla gitmek gibi. Ancak o zaman o sorunu tam olarak çözüp kendimize kabullendiririz. Öyle her şeyi kabullenen kaderci bir kabulleniş değil kast ettigim. Çözüme kavuşturup kabullenmekten bahsediyorum. Örneğin az önce söylediğim gibi insanin inişli çıkışlı duygu karmaşası içinde yaşaması gibi. Bu gerçeği görüp kabullenmek bizi en azından huzurlu yapar. Yani hakikat insana huzur verir. Gerçeklerle yüzleşmek acitsa da insana kalıcı huzuru verir.

Sahip olduklarımız ve talih

Zengin olmak bir başarı mıdır? İyi ortamda doğmuş olmak bolluk ve bereket içinde olmak insanı mutlu yapar mı. Hatta mutluluk elde edilmesi gereken yegane şey midir? Bir insansın değeri kendi hayatına verdiği değer ne olmalıdır bu durumda. 
Sahip olduklarimiz her gün yiyecek bulmak bizi mutlu etmez. Bedenimizin açlık ve barınma olarak bir tehlikede olmaması hayatımızı bir şekilde devam etmemizi sağlar. Ancak insan ruhunun açlığını steril ortamda ve iyi koşullarda olmak bastırır mı? Sanmıyorum öyle olsa şu modern çağlarda herkesin yiyecek ve iyi ortam bulduğu bu çağda bu kadar mutsuz insan bulmazdik. Demek ki insanı iyi koşullar iyi hissettirmiyor. Kişi ya da genel olarak insan ruhu varlığına bir anlam yüklemek ruhun ihtiyaçlarını karşılamak istiyor. 

Ruhun belirli ihtiyaçları var mı acaba? Nasıl kendimizi iyi hissederiz? Bu çok önemli bir soru. Kişiden kişiye göre değişen bu istekler çeşitli mi? Yani herkes farklı şeylerin peşinde mi yoksa hemen hemen insanların istekleri aynı mı? 

İnsan ruhu hangi bakımdan doyumda olmak ister bunları iyi belirlemek bizleri gereksiz şeyler üzerinde durmamizi engeller en azından. 

Ama ilk soruma gelecek olursak yani fakir ile zengin arasında ruhsal istekler bakımından çok farklılık var mı? 

Sanki herkes çevresine göre takdir görmek saygın olmak istiyor. Bazıları bunu diğer kişilerle iyi geçinerek sağlıyor bazıları da diğerlerini korkutarak etkisi altına almaya çalışıyor. 

Konuları biraz karıştırdim ama talih konusunun da önemi büyük, herkes aynı şansa ve ortamı bulamayabiliyor. Bazıları iyi koşul bakımından daha şanslı. Bunu hazır elde edenle kendi kendine elde eden arasında da büyük fark var tabi ki. Ahlaksızlıkla değil alın teri ile başarı elde etmiş kişilere asıl saygı duyulması gerekiyor. Bence başarı insanın hangi konumdan hangi konuma geldiği. Başladığı noktayı aşan korkusuzca mücadele eden, hatta sonunda pek yol kat etmese de ölümune demek istemiyorum ama sonuna kadar mücadele edenler başarıya ulaşmış demektir. 

Erdemli kalabilmek bazen eylem yerine hareket etmemek (çünkü akıllıca olan bazen bunu gerektirir) yeri geldiğinde eyleme geçmek. Sabırlı ve akılcı olmak. Öğrenmek, hatalarımızı bulmak, sorgulamak doğru için mücadele etmek insanı iyi hissettirir.

Boş işlerle vakit kaybetmek

Bazen öyle boş işlerle o kadar vakit kaybediyoruz ki. Hatta vaktimizin çoğu bu işlerle uğraşmaktan geçiyor. İnsanr yapacağını bile bilmeyen bir varlık. Zaten ne için yaşadığımızı bilmiyoruz çoğunlukla. Hal böyle olunca sonunda bir şey elde edemeyeceğimizi bilmeden canımizi verircesine o işlerle uğraşırız. İnsanlar bu motivasyonu nasıl buluyor anlamıyorum. 
Hayatın boş olduğunu kast etmiyorum asla. Yapacak çok güzel şeyler var örneğin sanatla uğraşmak yaratıcı şeyler yapmak sporla uğraşmak bunlar güzel ve eğlenceli. Hayatı degersizlestirmiyorum. Sadece bazen kendimizi boş işlerle uğraşmayı borç bilip o işe kendimizi kaptirmamizdaki saçmalığı söylüyorum. Örneğin borsa hisseleriyle uğraşmak şans oyunu oynamak. Hatta iskambil kağıdı oynamak. Bence kağıt oyunlarının hiçbir anlamı yok. Tamamen zaman kaybı. Televizyon izlemek. (bazı diziler hariç 😃). Bu bahsettiklerim zaman çalici şeyler ancak benim söylediğim daha çok kendini boş bir işe kaptirmak.

İnsanların birbirine göre varlığı

Saatleri ayarlama enstitüsü romanında insan insanın cehennemedir diyordu. Aslında birbirimize cehennemler yaşatıyoruz diyordu.
Bir insan ıssız adada yaşadığında sıkıntıdan patlar tabi ama bu cehennem olduğu azapla ve acı içinde bir yaşam olduğunu gösterir mi? tam olarak göstermez bence.
Ancak öte yandan da sosyal varlıklar olduğumuzu söylüyoruz birbirimize muhtaç olduğumuzu düşünüyoruz. Hep birbirimize mecburuz ancak öte yandan kendi araızda da anlaşmazlığa düşüyoruz. Kavga ediyor tartışmalar çıkıyoruz. Hem birbirimizi istiyoruz hem de istemiyoruz. Çok büyük bir çelişki. Aslında insan tam olarak ne ister ?