Perşembe, Mart 07, 2019

Qnap shared folder add or mount ( nfs cifs ) on linux and windows operating systems

This documentations is prepared for qnap ts453Be model. 

Qnap lets you to access shared folders using nfs and cifs. 

But first you have to enable windows and nfs services from the Network services->Win/MAC/NFS

Check the boxes which OS host access from. 

After the services are enabled, you have to create volumes/lun under storage sections (if you did not create storage pool you have to create it first).

NFS does not require users but for cifs we have to create users. 
Go to users sections from control panel and create users. 





Btw you can change shared folder permissions at the same time.

Shared folder options are made from -> 
Control Panel->Privilege->Shared Folders->Edit shared folder permissions
You can create new folder from here and change users permissions and host Access for nfs share. 


For nfs and host ip Access toggle down the permission type bar and choose NFS host Access.
You can add ip’s which will be Access to shared folder for secure access. 



After you give the permissions for cifs and host Access for nfs, lets mount them to the hosts.

Ubuntu 16.04
First install required packages for ubuntu.

sudo apt-get updatesudo apt-get install nfs-common


then create mount folder. 

For nfs protocol:
sudo mkdir /mnt/nfs

For cifs protocol:
sudo mkdir /mnt/cifs

At the end we will mount the same shared folder but we specify different folders to test. 
You should use one of them. No need to both. 

in order to connect with nfs 
sudo mount -w -v -t nfs qnap_ip:/shared_folder_name/mnt/nfs/

For cifs connections we have to specify user and password as we creted on qnap users. And read/write permissions must be set.  
sudo mount -vvv -t cifs -o username=username,password=password //qnap_ip:/shared_folder_name /mnt/cifs



 For Windows 7 
First we have to enable cifs server features from the program options under control panel, and add this feature.

Click the radio button of this feature and apply ok.
Control Panel->Programs->Turn Windows features on or off-> SMB 1.0/CIFS file sharing support

Then,
Go to computer folder and click "map a network drive" 
Then enter:
You can remain "reconnect at logon"
Then enter user and password. 
Then "remember my credentials". 

Thats it!



Perşembe, Şubat 28, 2019

İçimizdeki Bulmaca (Puzzle)

Bazen senelerdir kafamıza takılan ve çozemedigimiz, içimizde sıkıntı yaratan sorunu eksik bir parçanın aniden zihnimizde belirmesiyle çözebiliyoruz. 

Bu kolay olmuyor tabi.  O eksik parça gediğini buluyor ve büyük bir rahatlama yaşıyoruz. Bir şeyi geçiştirmek için aklımıza gelen bir şey değil. İnsanın vicdanı buna müsaade etmez. Beynimiz sanki doğrucu bir hakem gibi benligimizin görmezden geldiği hakikatleri yüzümüze vurmaktan geri kalmıyor. Görmezden gelsek de gerçeği bir yandan hissediyoruz ve bu durum da içimizde büyük boşluk oluşturuyor. 

Aklımız zihnimiz her neyse ruhsal durumumuzu belirleyen şey, belki mutluluk ve huzur merkezimiz puzzle bulmacası gibi. Eksik parçaları doğrularla bulmaya çalışıyoruz. Bulduğumuz her doğru da puzzle in bir parçası tamamlanıyor. Resim yavaş yavaş beliriyor ancak yıllardır bulamadığımız parça birden önümüze düşünce onu yerine koyuyoruz ve eureka! (Buldum) diye seviniyoruz. İnsanı huzurlu eden de bu büyük hakikat resminin ortaya çıkması aslında. Tüm eksik parçalar tamamlanıyor ve karşısında büyük bir zevkle bunu ben buldum ve yaptım dercesine eserimize bakıyoruz. 




Pazartesi, Şubat 25, 2019

Psyche ve Eros efsanesi (miti)

Psyche ve Eros’un miti (efsanesi) Yunan efsanelerinin en güzellerinden birisidir. Şimdiye kadar farklı versiyonlarda anlatılmış ve birçok sanat dalında sanatçılara ilham kaynağı olmuştur. Günümüzde halen birçok edebi eserde ve filmlere esin kaynağı olmaktadır.

Psyche, Göz kamaştırıcı Kız

Psyche üstün zerafet ve güzellikle ödüllendirilmiş bir kızdır. Tanrı Eros’a olan Aşkı ve fedakarlığı sayesinde ölümsüzlüğü kazanmıştır.

Psyche Yunancada tanrısal ruh anlamına gelmektedir. Modern zamanlarda Psyche, gerçek aşkı öğrenme, kaybetme ve koruma yolunda kendini keşfetme ve kişisel olarak geliştirmeyi sembolleştirmektedir. 


Hikayeye gelecek olursak; Psyche dünyanın güzelliğini görmek için can attığı güzelliğiyle ünlü bir kadındır. Psyche’ye karşı erkeklerin hayranlık duymasından dolayı kıskançlık krizine giren tanrı Afrodit, aşk tanrısı ve oğlu olan Eros’u erkeklerin Psyche’ye olan şehvetlerini zehirlemek için görevlendirir. Ancak Eros da Psyche ‘yi gördüğünde büyülenir ve ona aşık olur. 

Tüm erkeklerin ona gelmesine karşı Psyche bekar kalmıştır ve sadece aşık olacağı erkekle evlenmek ister. Psyche ‘nin anne ve babası kızlarının bu durumundan dolayı umutsuzluğa kapılmıştır ve kızlarının kaderinin gizeminin çözülmesi ve evlenmesi için bir kahine başvururlar. 

Eros Apollo’yu, Psyche’nin yüzünü göremeyeceği çirkin bir yaratıkla evlenmesi gerektiğiyle ilgili kehanette bulunması için yönlendirir. Çirkin yaratık onu dağın başında bekliyor olacaktır. 


Eros ve Psyche

Psyche’nin anne ve babasının beklediği şey bu değildir. Kızlarının böyle kötü bir talihe sahip olması onları yıkmıştır. Ancak bu kehanete uygun olarak kızlarını çirkin yaratıkla evlendirmeye karar vermişlerdir. 


Düğünden sonra, Psyche kocasıyla yalnız geceleri birlikte olabilmektedir ancak yüzünü görememektedir. Çirkin yaratığın ona beklentilerini ve hayallerini aşan aşkı ve iyi davranışı Psyche'yi çok mutlu etmiştir. Bu mutluluğu kız kardeşleriyle paylaşır aynı zamanda kocasının yüzünü göremediğinden dolayı hissettiği üzüntüyü de kardeşlerine anlatır. Kıskanç kardeşler Psyche’yi kocasının çirkin bir yaratıktan öte bir canavar olduğunu ve sonunda onu öldüreceği konusunda kandırırlar. Ancak kocasını öldürerek kurtulacağını söylerler. 


Bir elinde gaz lambası diğer elinde bıçakla Psyche kocasını öldürmek için hazırlanmıştır. Kocasının yanına yanaşıp ışığı yüzüne tuttuğunda çirkin yaratık kocasının aslında Tanrı Eros olduğunu görür. Sürprize ve heyecana kapıldığından yağı Eros’un yüzüne döker. Eros uyanır uçarak uzaklaşır ve Psyche’nin ona ihanet ettiğini ve ilişkilerini mahvettiğini ve bir daha asla birleşemeyeceklerini söyler. 

Psyche kaybettiği aşkı bulmak için arayışlara girer ve Afrodit’in sarayında hapis tutulan Eros’u görebilmek için Afrodite yalvarması tavsiye edilir. Afrodit aşkını kanıtlaması için ona 3 imkansız görev verir. 

Eros’la tekrar birleşmek için can atan Psyche kararlı bir şekilde ilk 2 görevi başarıyla yerine getirir. 3. Görevde yer altına Hades’e giderek güzellik iksirini taşıyan kutuyu Afrodite getirmesi istenir. İksiri getirene dek kutuyu açmaması tembihlenir. Kutunun içinde iksir yerine uyku ve rüya tanrısı olan Morpheus saklanmaktadır. Meraklı Psyche kutuyu açar ve uykuya dalar. 

Eros neler olduğunu anlar ve saraydan kaçar. Zeus’a Psyche yi kurtarması için yalvarır. Aşklarından etkilenen Zeus daha da ileri gider ve Psyche’yi ölümsüz yapar böylece aşıklar sonsuza dek birlikte olur. 

----
https://www.greekmyths-greekmythology.com/psyche-and-eros-myth/

sayfasından çevrilmiştir. 

Perşembe, Şubat 14, 2019

Network Adress Translation (NAT), port forwarding (port yönlendirme), Outbound NAT, Destination NAT, 1:1 NAT (PfSense)

NAT (Network Adress Translation):

Genel kullanım amacıyla Network Adres Translation (NAT), IPv4 adresini kullanan çok sayıda bilgisayarın internete tek public IPv4 adesiyle bağlanmasını sağlamaktadır. Pfsense bu basit yapılandırmayı sağlamaka beraber çoklu public IP adresleri için networklerde ihtiyaç duyulan kompleks ve gelişmiş NAT konfigürasyonlarının da yapılmasına olanak tanımaktadır.

NAT iki yönde ayarlanmaktadır: içeri doğru (inbound) ve dışarı doğru (outbound): Dışarı doğru-Outbound NAT, uzak dış networkü hedefleyen ve lokal network'den çıkan trafiğin nasıl çıkacağını tanımlamaktadır. İçeri doğru-Inbound NAT: uzak network'den içerideki networke gelen trafiğin içeri nasıl dönüştürüleceğiyle ilgilidir. En çok bilinen inbound NAT tipi port yönlendirmedir (port forwarding.



Outbound NAT-> diğer adıyla Source NAT aslında lokal ağlardaki kaynak adres ve portların interface'i (arayüzü) terk ederken nasıl dönüştürüleceği ile ilgili kuralları belirler. Örnek vermek gerekirse, LAN'daki kullanıcılarınızın internete çıkışında WAN IP'sine NAT'lama işlemini gerçekleştirmektedir.

Pfsense, Outbound NAT kurallarının otomatik ve manual olarak hazırlanmasına izin verir. Hybrid modda otomatik girilen NAT kuralına ek kural girerek NAT kuralını pasif edebilirsiniz. Böylece otomatik ve manuel'in avantajlarını kullanmaya devam edebilirsiniz.

Pfsense ayrıca Outbound NAT kuralı girerken hedef adress girilmesine izin vermektedir. Çoğu durumda Outbound kuralının işlediği interface'teki hedef any olarak seçilir, yani interface'ten çıkan tüm trafik NAT'lanarak dönüştürülür. Hedef alanı değiştirilerek belirli hedef adres ve portlar için adres dönüştürme işlemi de gerçekleştirilebilir.  Örneğin SIP truk adreslerine statik port NAT'lama işlemi yapılabilir. [1]



Inbound NAT (Port Forwarding)-> Diğer adıyla Destination NAT. Bu kavram farklı üreticilerde farklı isimlerle anılmaktadır, ancak teknik ve genel ismiyle Destination NAT olarak bilinir. Destination NAT, firewall'a gelen trafik için uygulanmaktadır. Firewall'a gelen public adresler içerideki özel adreslere dönüştürülür.

Port Forwarding: Public hedef adres ve portunu özel (private) hedef adresine dönüştürür ancak port numarası aynı kalır.
Port Translation: Public hedef adresini ve port numarasını özel (private) hedef adresine ve farklı port numarasına dönüştürülür. Böylece gerçek port numarası gizli kalmaktadır.  [2]



1:1 NAT: Birebir NAT olarak da bilinmektedir. Harici public IPv4 adresi, içerideki özel IPv4 adrese dönüştürmektedir. kaynak adresi bu özel IPv4 adres olan ve internete çıkacak tüm trafik birebir olarak bu public IPv4 adrese dönüştürülmektedir. Burada eğer outbound kuralı varsa 1:1 NAT kuralıyla ezilmektedir. Internet tarafında başlatılan ve hedef olarak bu public adrese sahip tüm trafik belrlenen özel (private) IPv4 adrese dönüştürülmektedir. Daha sonrasında WAN interface'i için belirlenen kurallardan geçmektedir. Eğer eşlenen trafik firewall tarafında özel IPv4 adresi için izinliyse trafiğe izin verilerek iç sunucuya yönlendirilmektedir. 

1:1 kuralı tek adresi dönüştürebildiği gibi aynı boyutta ve sınırlarda olmak kaydıyla tüm subnete de uygulanabilmektedir.
Bağlantılarda 1:1 Nat'ta portlar aynı kalmaktadır. Outbound bağlantılarında, lokal sistemin kullandığı kaynak portlar korunmaktadır, outbound NAT kurallarındaki statik port kullanılmasında olduğu gibi.


1:1 NAT kullanmanın riskleri:
Eğer wan firewall kuralları trafiğe izin verirse ve 1:1 NAt kurallarında aynı portlara dönüştürülme yapıldığından 1:1 NAT işlemleri büyük risk taşımaktadır. Kurallar her işlendiğinde potensiyel zararlı trafik lokal ağa sızabilmektedir. Ancak port yönlendirme (forward) kural girişleri ile trafik firewall ve NAT kuralı ile sınırlanmaktadır. Eğer TCP 80 portu forward kuralı ile açılmışsa iç host (sunucu) için WAN tarafında sadece 80 portu için izin verilecektir. 1:1 NAT kuralında WAN tarafında tüm portlara izin verileceğinden, iç host'a internet tarafından her port için izin verilmiş olacaktır. Dolayısıyla 1:1 NAT'ı kullanım amacı doğrultusunda kullanılmasında fayda vardır, eğer web sunucuya erişim sağlanması isteniyorsa port forrwarding NAT kuralı yeterli olacaktır. Gerekli olmadıkça firewall tarafında her  şeye izin verilmemesi gerekmektedir. [3]



Port Forwarding ve 1:1 NAT: Port yönlendirme NAT kuralının 1:1 NAT kuralına göre önceliği vardır.  Eğer dış IP adresi için içerideki hosta port yönlendirme yapılmışsa ve aynı zamanda aynı dış IP adresi için farklı bir host'a 1:1 NAT yapılmışsa, port forward aktif kalarak orjinal hosta yönlendirme yapmaya devam etmektedir. [4]



Çarşamba, Şubat 06, 2019

Durmak

Kafamız sürekli meşgul, hayatın bize getirdiği ve bizim bu akış içinde sürüklenmemiz nedeniyle hep bir şeyleri çözmeye, yoluna koymaya çalışıyoruz. Bazen dertlerle boğuşup bazen de geleceğe dair planlar ve adımlar atarken sürekli hareket halindeyiz. Beynimiz kafamızdaki şeyleri çözme peşinde çalışıp duruyor. Hiç durmuyoruz kalbimiz atıyor ayaklarımız ellerimiz gözlerimiz hep bir şeyler yapma peşinde. Zamanın içinde, hayat akışı içinde sürekli hareket ediyoruz. Zaman geçiyor ve biz ona yetişmeye çalışıyoruz, bazen bizim hızımıza göre zaman daha hızlı gidiyor, bazen de biz zamandan hızlı hareket ediyoruz bir şeylerin olmasını ve olgunlaşmasını beklemeden. Hiç durmuyoruz sürekli hareket eden arabalar ya da trenler gibiyiz. İstasyonları es geçip önümüzde hızla akan hayatın manzarasına bakıyoruz. Çoğu zaman görmeden bakıyoruz sadece. Görmek istesek de istemesek de hayat treni akıp gidiyor engebeli yollarda, bazen düz yollarda, mevsimler gelip geçiyor gece ve gündüz oluyor. Kafamızda sürekli değişen şeyler, düşünceler, resimler, olaylar. Çünkü hayat öyle sürekli akıyor durmamıza fırsat vermiyor.

Peki durmak gerekli mi hep hareket halinde olmak insanı sıkmaz mı? Gerçekten anların birikimi olan zamandan o anları çekip alabilir miyiz? O anın içinde durup neredeyim ben şu an nereye geldik diye kendimize etrafımıza bakınmamız gerekmez mi? Nerede olduğumuzu tartmamız, anlamamız hatta hissetmemiz için en azından durup etrafımıza bakıp nerede olduğumuzu düşünmemiz gerekmiyor mu bu sürekli akan trafik içinde. İnsan zamanın akışı içinde bazen kayboluyor bu nedenle kim olduğumuzu nereden nereye gitmekte olduğumuzu bile unutuyoruz. Benliğimiz, hislerimiz, ne isteyip ne istemediğimizi bile unutuyoruz farkında olmadan. Hayat bize durmamayı öğretti çünkü durursak düşeriz diye öğretildi. Diğer insanlar koşuyor sen de koşmalısın yoksa geride kalırsın diye öğütleniyor. Sürekli durup bir yere çakılmaktan bahsetmiyorum. İnsan durmamalı hep yenilenmeli, gelişmeli, iyiye ve doğruya bazen yürümeli bazen koşmalıyız. Ancak durmayı unutmuyor muyuz? Durup güzel bir manzarayı seyretmeyi, o anın içinde varlığımızı hissetmeyi, kim olduğumuzu neler hissettiğimizi kendimize bakıp incelememiz gerekmiyor mu? O anın içindeki anlamı hissetmek varlığımızla bütünleşmenin bize bir faydası olmaz mı? Çok bilgim olmamakla birlikte doğu inançlarında meditasyon bu amaçla yapılıyor sanırım.

Durmak güzel bir şey, durup güzelliği hissetmek, basit sandığımız çayırdaki sıradan otun bile ne kadar çok güzelliğinin olduğunu görebilmek. Sadece güzellikleri görmek ve hissetmek adına da değil içimizdeki karanlığa da durup bakabilmeliyiz. Hatalarımızla da yüzleşmeliyiz. İçimizde bir huzursuzluk varsa bunun üzerine de korkusuzca gidip nedenlerini düşünmeliyiz. İç huzur ancak içimizde bize huzursuzluk yaratan nedenlerin köküne inip nedenini arayıp bulmaktan geçiyor. Kök nedenleri bulup onlarla yüzleşip barışmadan bazen de kabul etmeden iyi olamıyoruz. İnsanın varlığının içinde hep huzursuzluk ve belirsizlik olacak muhakkak. Sıfır sorunlu bir durum söz konusu değil. Hep bilmediğimiz, çözemediğimiz şeyler olacak. Ancak mümkün mertebe bize rahatsızlık veren şeyler üzerine yoğunlaşıp onları çözerek daha iyi olabiliriz. Birbirimize deriz ya "iyi ol, kendine iyi bak" diye. Hiç bir zaman tam olarak iyi olamayız ancak iyi bakabiliriz kendimize, ya da buna uğraş verebiliriz. Uğrunda güzel şeyler olacaksa insan uğraşmalı mücadele edebilmeli. Unutmak ve görmezden gelmek de kısmi çözüm olabilir ancak bilinçaltımızda tehlikeli bir şekilde büyümeye devam ederse korkularımız ve huzursuzluklarımız daha sonradan başımıza bela olabilir. Yine de yüzleşmeliyiz tüm korkularımızla. Durmaktan nerelere gelmişim. Bu konu hakkında yazınca aklıma Bulutsuzluk Özlemi'nin Tepedeki Çimenlik şarkısı geldi. Şarkı sözleri aşağıda. Son olarak da videosunu ekliyorum.


Tepedeki Çimenlik

Tepedeki çimenlikte
Yalınayak dolaşarak,
Yemyeşille masmavinin
Ortasında uzanarak,
Hayaller kurarak,
Rüzgara savurarak,
Vazgeçmek birdenbire,
Herşeyden vazgeçmek...
Tepedeki çimenlikten
Seyreylemek şu alemi,
Küçülmüş ufacık olmuş
İnsanların alemi.
Bir buluta tutunup
Bir kuşun kanadına takılmak,
Vazgeçmek birdenbire,
Herşeyden vazgeçmek.
Sadece gökyüzü
Sadece deniz
Sadece sen ve ben
Sadece sevgi
Hepsi bu.


Pazartesi, Şubat 04, 2019

Tesadüfler

Okuldaki sınıf arkadaşlarımızı bulmamız, birisiyle tanışmamız, birisini tanımamızın bir başkalarının birbiriyle tesadüfi tanışmasına bağlı olması. Dünyaya gelmemiz, belki de sperm yarışında önüne protein engeli çıkmasa bizi geçecek olan spermi geçerek yumurtalığa geçişimiz. Hayatımızın başlangıcından bitişine kadar tesadüflerle karşı karşıya değil miyiz? Ailemizin kim olduğu, anne, baba kardeşlerimizin kim olduğu. Milletimiz, ırkımız (insan olarak tabi ki, insan ırkı tektir), doğduğumuz coğrafya, inancımız, kültürümüz, toplumumuzun bize miras olarak bıraktığı her şey. Bizim tercihimizde olmadan sahip olduklarımız. İçinde bulunduğumuz anın, zamanın, mekanın içine bırakılmış gibiyiz. Sanki şu an'a bir şekilde ışınlanmışız gibi. Tesadüfler toplamıyla, tercihler, yol ayrımlarının toplamıyla şu ana bırakılmış gibiyiz hepimiz. Sonsuz evrende bir şekilde yerini almış yıldızlar, gezegen ya da göktaşları gibi. 

Peki nedir bizi biz yapan bu durumda? Tesadüfler toplamı olarak bize sunulan bir hayat ne kadar bize aittir? İnsanın sahip olduğu bunca farklı şey o insanı niteleyip tanımlayabilir mi? Bizim tercihlerimiz dışında elbette tercihlerimizle belirlediğimiz bir hayatımız var, doğru. Örneğin Okuldaki sınıf arkadaşlarımızın kim olacağını biz bilemiyoruz ancak hangi üniversiteyi tercih edeceğimizi, kimlerle arkadaşlık edeceğimizi biz bilebiliyoruz. Nasıl bir meslek seçeceğimizi de biz bilebiliyoruz. 

O halde insan kendisini tanımlarken kendi tercih etmeden sahip olduklarını benliğiyle özdeşleştirmemeli. Bizi biz yapan mutlaka kendi tercihlerimiz, bu da doğru. Ancak sadece kendi tercihlerimiz için yaşamıyoruz. Tesadüflerin toplamından oluşan bir hayat önümüze seriliyor. Bazen bu tesadüflerin toplamı arasında tercih yapmak durumunda da kalabiliyoruz. Yani bir bakıma kendi bilincimizle karar verebiliyoruz ancak bazı durumlarda kendi kontrolümüzün kendi verdiğimiz kararların sonuçta pek bir değeri olmuyor. 

Yani tesadüflerle dolu bir hayat, kaotik keşmekeş ve yer kapmaca oyununun içinde yer bulmaya çalışırken karşımıza çıkan durumları düşündüğümüzde hayat çok da ciddi alınacak gibi değil. Bazen deriz ya “Hayat çok saçma, bazı şeyleri anlamlandıramıyorum”. Bence bunun nedeni bunca tesadüfün içinde kendi bilincimize ait bir şeyler aramamız ve sonunda kendimizle alakalı bir şey bulamamız. Arayıp bulamayınca kendimizi kaybediyoruz. Bazılarımız karanlık evrenin içinde yolunu kaybetmiş kuyruklu yıldızlar gibi. 

Toparlarsak, bizi biz yapan şeyler ne tamamen kendi tercihlerimizden oluşuyor ne de tamamen tesadüflerden.