Perşembe, Şubat 14, 2019

Network Adress Translation (NAT), port forwarding (port yönlendirme), Outbound NAT, Destination NAT, 1:1 NAT (PfSense)

NAT (Network Adress Translation):

Genel kullanım amacıyla Network Adres Translation (NAT), IPv4 adresini kullanan çok sayıda bilgisayarın internete tek public IPv4 adesiyle bağlanmasını sağlamaktadır. Pfsense bu basit yapılandırmayı sağlamaka beraber çoklu public IP adresleri için networklerde ihtiyaç duyulan kompleks ve gelişmiş NAT konfigürasyonlarının da yapılmasına olanak tanımaktadır.

NAT iki yönde ayarlanmaktadır: içeri doğru (inbound) ve dışarı doğru (outbound): Dışarı doğru-Outbound NAT, uzak dış networkü hedefleyen ve lokal network'den çıkan trafiğin nasıl çıkacağını tanımlamaktadır. İçeri doğru-Inbound NAT: uzak network'den içerideki networke gelen trafiğin içeri nasıl dönüştürüleceğiyle ilgilidir. En çok bilinen inbound NAT tipi port yönlendirmedir (port forwarding.



Outbound NAT-> diğer adıyla Source NAT aslında lokal ağlardaki kaynak adres ve portların interface'i (arayüzü) terk ederken nasıl dönüştürüleceği ile ilgili kuralları belirler. Örnek vermek gerekirse, LAN'daki kullanıcılarınızın internete çıkışında WAN IP'sine NAT'lama işlemini gerçekleştirmektedir.

Pfsense, Outbound NAT kurallarının otomatik ve manual olarak hazırlanmasına izin verir. Hybrid modda otomatik girilen NAT kuralına ek kural girerek NAT kuralını pasif edebilirsiniz. Böylece otomatik ve manuel'in avantajlarını kullanmaya devam edebilirsiniz.

Pfsense ayrıca Outbound NAT kuralı girerken hedef adress girilmesine izin vermektedir. Çoğu durumda Outbound kuralının işlediği interface'teki hedef any olarak seçilir, yani interface'ten çıkan tüm trafik NAT'lanarak dönüştürülür. Hedef alanı değiştirilerek belirli hedef adres ve portlar için adres dönüştürme işlemi de gerçekleştirilebilir.  Örneğin SIP truk adreslerine statik port NAT'lama işlemi yapılabilir. [1]



Inbound NAT (Port Forwarding)-> Diğer adıyla Destination NAT. Bu kavram farklı üreticilerde farklı isimlerle anılmaktadır, ancak teknik ve genel ismiyle Destination NAT olarak bilinir. Destination NAT, firewall'a gelen trafik için uygulanmaktadır. Firewall'a gelen public adresler içerideki özel adreslere dönüştürülür.

Port Forwarding: Public hedef adres ve portunu özel (private) hedef adresine dönüştürür ancak port numarası aynı kalır.
Port Translation: Public hedef adresini ve port numarasını özel (private) hedef adresine ve farklı port numarasına dönüştürülür. Böylece gerçek port numarası gizli kalmaktadır.  [2]



1:1 NAT: Birebir NAT olarak da bilinmektedir. Harici public IPv4 adresi, içerideki özel IPv4 adrese dönüştürmektedir. kaynak adresi bu özel IPv4 adres olan ve internete çıkacak tüm trafik birebir olarak bu public IPv4 adrese dönüştürülmektedir. Burada eğer outbound kuralı varsa 1:1 NAT kuralıyla ezilmektedir. Internet tarafında başlatılan ve hedef olarak bu public adrese sahip tüm trafik belrlenen özel (private) IPv4 adrese dönüştürülmektedir. Daha sonrasında WAN interface'i için belirlenen kurallardan geçmektedir. Eğer eşlenen trafik firewall tarafında özel IPv4 adresi için izinliyse trafiğe izin verilerek iç sunucuya yönlendirilmektedir. 

1:1 kuralı tek adresi dönüştürebildiği gibi aynı boyutta ve sınırlarda olmak kaydıyla tüm subnete de uygulanabilmektedir.
Bağlantılarda 1:1 Nat'ta portlar aynı kalmaktadır. Outbound bağlantılarında, lokal sistemin kullandığı kaynak portlar korunmaktadır, outbound NAT kurallarındaki statik port kullanılmasında olduğu gibi.


1:1 NAT kullanmanın riskleri:
Eğer wan firewall kuralları trafiğe izin verirse ve 1:1 NAt kurallarında aynı portlara dönüştürülme yapıldığından 1:1 NAT işlemleri büyük risk taşımaktadır. Kurallar her işlendiğinde potensiyel zararlı trafik lokal ağa sızabilmektedir. Ancak port yönlendirme (forward) kural girişleri ile trafik firewall ve NAT kuralı ile sınırlanmaktadır. Eğer TCP 80 portu forward kuralı ile açılmışsa iç host (sunucu) için WAN tarafında sadece 80 portu için izin verilecektir. 1:1 NAT kuralında WAN tarafında tüm portlara izin verileceğinden, iç host'a internet tarafından her port için izin verilmiş olacaktır. Dolayısıyla 1:1 NAT'ı kullanım amacı doğrultusunda kullanılmasında fayda vardır, eğer web sunucuya erişim sağlanması isteniyorsa port forrwarding NAT kuralı yeterli olacaktır. Gerekli olmadıkça firewall tarafında her  şeye izin verilmemesi gerekmektedir. [3]



Port Forwarding ve 1:1 NAT: Port yönlendirme NAT kuralının 1:1 NAT kuralına göre önceliği vardır.  Eğer dış IP adresi için içerideki hosta port yönlendirme yapılmışsa ve aynı zamanda aynı dış IP adresi için farklı bir host'a 1:1 NAT yapılmışsa, port forward aktif kalarak orjinal hosta yönlendirme yapmaya devam etmektedir. [4]



Çarşamba, Şubat 06, 2019

Durmak

Kafamız sürekli meşgul, hayatın bize getirdiği ve bizim bu akış içinde sürüklenmemiz nedeniyle hep bir şeyleri çözmeye, yoluna koymaya çalışıyoruz. Bazen dertlerle boğuşup bazen de geleceğe dair planlar ve adımlar atarken sürekli hareket halindeyiz. Beynimiz kafamızdaki şeyleri çözme peşinde çalışıp duruyor. Hiç durmuyoruz kalbimiz atıyor ayaklarımız ellerimiz gözlerimiz hep bir şeyler yapma peşinde. Zamanın içinde, hayat akışı içinde sürekli hareket ediyoruz. Zaman geçiyor ve biz ona yetişmeye çalışıyoruz, bazen bizim hızımıza göre zaman daha hızlı gidiyor, bazen de biz zamandan hızlı hareket ediyoruz bir şeylerin olmasını ve olgunlaşmasını beklemeden. Hiç durmuyoruz sürekli hareket eden arabalar ya da trenler gibiyiz. İstasyonları es geçip önümüzde hızla akan hayatın manzarasına bakıyoruz. Çoğu zaman görmeden bakıyoruz sadece. Görmek istesek de istemesek de hayat treni akıp gidiyor engebeli yollarda, bazen düz yollarda, mevsimler gelip geçiyor gece ve gündüz oluyor. Kafamızda sürekli değişen şeyler, düşünceler, resimler, olaylar. Çünkü hayat öyle sürekli akıyor durmamıza fırsat vermiyor.

Peki durmak gerekli mi hep hareket halinde olmak insanı sıkmaz mı? Gerçekten anların birikimi olan zamandan o anları çekip alabilir miyiz? O anın içinde durup neredeyim ben şu an nereye geldik diye kendimize etrafımıza bakınmamız gerekmez mi? Nerede olduğumuzu tartmamız, anlamamız hatta hissetmemiz için en azından durup etrafımıza bakıp nerede olduğumuzu düşünmemiz gerekmiyor mu bu sürekli akan trafik içinde. İnsan zamanın akışı içinde bazen kayboluyor bu nedenle kim olduğumuzu nereden nereye gitmekte olduğumuzu bile unutuyoruz. Benliğimiz, hislerimiz, ne isteyip ne istemediğimizi bile unutuyoruz farkında olmadan. Hayat bize durmamayı öğretti çünkü durursak düşeriz diye öğretildi. Diğer insanlar koşuyor sen de koşmalısın yoksa geride kalırsın diye öğütleniyor. Sürekli durup bir yere çakılmaktan bahsetmiyorum. İnsan durmamalı hep yenilenmeli, gelişmeli, iyiye ve doğruya bazen yürümeli bazen koşmalıyız. Ancak durmayı unutmuyor muyuz? Durup güzel bir manzarayı seyretmeyi, o anın içinde varlığımızı hissetmeyi, kim olduğumuzu neler hissettiğimizi kendimize bakıp incelememiz gerekmiyor mu? O anın içindeki anlamı hissetmek varlığımızla bütünleşmenin bize bir faydası olmaz mı? Çok bilgim olmamakla birlikte doğu inançlarında meditasyon bu amaçla yapılıyor sanırım.

Durmak güzel bir şey, durup güzelliği hissetmek, basit sandığımız çayırdaki sıradan otun bile ne kadar çok güzelliğinin olduğunu görebilmek. Sadece güzellikleri görmek ve hissetmek adına da değil içimizdeki karanlığa da durup bakabilmeliyiz. Hatalarımızla da yüzleşmeliyiz. İçimizde bir huzursuzluk varsa bunun üzerine de korkusuzca gidip nedenlerini düşünmeliyiz. İç huzur ancak içimizde bize huzursuzluk yaratan nedenlerin köküne inip nedenini arayıp bulmaktan geçiyor. Kök nedenleri bulup onlarla yüzleşip barışmadan bazen de kabul etmeden iyi olamıyoruz. İnsanın varlığının içinde hep huzursuzluk ve belirsizlik olacak muhakkak. Sıfır sorunlu bir durum söz konusu değil. Hep bilmediğimiz, çözemediğimiz şeyler olacak. Ancak mümkün mertebe bize rahatsızlık veren şeyler üzerine yoğunlaşıp onları çözerek daha iyi olabiliriz. Birbirimize deriz ya "iyi ol, kendine iyi bak" diye. Hiç bir zaman tam olarak iyi olamayız ancak iyi bakabiliriz kendimize, ya da buna uğraş verebiliriz. Uğrunda güzel şeyler olacaksa insan uğraşmalı mücadele edebilmeli. Unutmak ve görmezden gelmek de kısmi çözüm olabilir ancak bilinçaltımızda tehlikeli bir şekilde büyümeye devam ederse korkularımız ve huzursuzluklarımız daha sonradan başımıza bela olabilir. Yine de yüzleşmeliyiz tüm korkularımızla. Durmaktan nerelere gelmişim. Bu konu hakkında yazınca aklıma Bulutsuzluk Özlemi'nin Tepedeki Çimenlik şarkısı geldi. Şarkı sözleri aşağıda. Son olarak da videosunu ekliyorum.


Tepedeki Çimenlik

Tepedeki çimenlikte
Yalınayak dolaşarak,
Yemyeşille masmavinin
Ortasında uzanarak,
Hayaller kurarak,
Rüzgara savurarak,
Vazgeçmek birdenbire,
Herşeyden vazgeçmek...
Tepedeki çimenlikten
Seyreylemek şu alemi,
Küçülmüş ufacık olmuş
İnsanların alemi.
Bir buluta tutunup
Bir kuşun kanadına takılmak,
Vazgeçmek birdenbire,
Herşeyden vazgeçmek.
Sadece gökyüzü
Sadece deniz
Sadece sen ve ben
Sadece sevgi
Hepsi bu.


Pazartesi, Şubat 04, 2019

Tesadüfler

Okuldaki sınıf arkadaşlarımızı bulmamız, birisiyle tanışmamız, birisini tanımamızın bir başkalarının birbiriyle tesadüfi tanışmasına bağlı olması. Dünyaya gelmemiz, belki de sperm yarışında önüne protein engeli çıkmasa bizi geçecek olan spermi geçerek yumurtalığa geçişimiz. Hayatımızın başlangıcından bitişine kadar tesadüflerle karşı karşıya değil miyiz? Ailemizin kim olduğu, anne, baba kardeşlerimizin kim olduğu. Milletimiz, ırkımız (insan olarak tabi ki, insan ırkı tektir), doğduğumuz coğrafya, inancımız, kültürümüz, toplumumuzun bize miras olarak bıraktığı her şey. Bizim tercihimizde olmadan sahip olduklarımız. İçinde bulunduğumuz anın, zamanın, mekanın içine bırakılmış gibiyiz. Sanki şu an'a bir şekilde ışınlanmışız gibi. Tesadüfler toplamıyla, tercihler, yol ayrımlarının toplamıyla şu ana bırakılmış gibiyiz hepimiz. Sonsuz evrende bir şekilde yerini almış yıldızlar, gezegen ya da göktaşları gibi. 

Peki nedir bizi biz yapan bu durumda? Tesadüfler toplamı olarak bize sunulan bir hayat ne kadar bize aittir? İnsanın sahip olduğu bunca farklı şey o insanı niteleyip tanımlayabilir mi? Bizim tercihlerimiz dışında elbette tercihlerimizle belirlediğimiz bir hayatımız var, doğru. Örneğin Okuldaki sınıf arkadaşlarımızın kim olacağını biz bilemiyoruz ancak hangi üniversiteyi tercih edeceğimizi, kimlerle arkadaşlık edeceğimizi biz bilebiliyoruz. Nasıl bir meslek seçeceğimizi de biz bilebiliyoruz. 

O halde insan kendisini tanımlarken kendi tercih etmeden sahip olduklarını benliğiyle özdeşleştirmemeli. Bizi biz yapan mutlaka kendi tercihlerimiz, bu da doğru. Ancak sadece kendi tercihlerimiz için yaşamıyoruz. Tesadüflerin toplamından oluşan bir hayat önümüze seriliyor. Bazen bu tesadüflerin toplamı arasında tercih yapmak durumunda da kalabiliyoruz. Yani bir bakıma kendi bilincimizle karar verebiliyoruz ancak bazı durumlarda kendi kontrolümüzün kendi verdiğimiz kararların sonuçta pek bir değeri olmuyor. 

Yani tesadüflerle dolu bir hayat, kaotik keşmekeş ve yer kapmaca oyununun içinde yer bulmaya çalışırken karşımıza çıkan durumları düşündüğümüzde hayat çok da ciddi alınacak gibi değil. Bazen deriz ya “Hayat çok saçma, bazı şeyleri anlamlandıramıyorum”. Bence bunun nedeni bunca tesadüfün içinde kendi bilincimize ait bir şeyler aramamız ve sonunda kendimizle alakalı bir şey bulamamız. Arayıp bulamayınca kendimizi kaybediyoruz. Bazılarımız karanlık evrenin içinde yolunu kaybetmiş kuyruklu yıldızlar gibi. 

Toparlarsak, bizi biz yapan şeyler ne tamamen kendi tercihlerimizden oluşuyor ne de tamamen tesadüflerden. 

Pazartesi, Ocak 28, 2019

Ruhsal yönden güçlü kişilerin kaçınması gereken 10 başlık

Ruhsal yönden güçlü olmak ve iç huzurlu olmak birbirini destekleyen kavramlardır. Ruhsal yönden güçlü kişiler hayat önlerine ne çıkarırsa onunla baş edebilirler. Bu onların acı yaşamadığı ve üzüntü hissetmediği anlamına gelmez. Duygularını çok derinden tecrübe edebilirler. Aynı zamanda olan şeylerin farklı olmasını dilemeleri ya da diğer insanları değiştirme yoluna gitmekle zaman kaybetmezler. Onlar daha çok kendi düşüncelerini hislerini ve davranışlarını nasıl yöneteceklerine odaklanırlar. Onlar ayrıca kendi gelişimlerini önceliğe alırlar ve gelişimlerinin her zaman gerekli olduğunu düşünürler. Aşağıdaki iç huzurlarını yok edecek 10 maddeden de uzak durmaya çalışırlar.

 1. Zehirleyen insanlardan uzak durmak
 Etrafınızdaki insanlar nasıl düşündüğünüzü, hissettiğinizi ve davrandığınızı etkileyebilir. Yalan söyleyen, dedikodu yapan, suçlayan ve aldatan kişiler sizin benliğinizde rol oynayabilir. Ruhsal yönden güçlü kişiler kendisini zehirleyen insanları değiştirmekle enerjilerini boşa harcamazlar Onlar bu kişilerle sağlıklı duygusal ve fiziksel sınırlar koyabilirler.

 2. Kendini aşırı derecede suçlama
İster başarısız bir ilişki ister bir kaza olsun olan olaylardan %100 suçlu olduğunu düşünmek kendinizi ve diğer dünyayı nasıl gördüğünüzü etkileyebilir. Kötü olayların oluşmasını her zaman önleyemezsiniz. Ruhsal yönden güçlü kişiler sorumluluk alabilen kişilerdir. Onlar tercihlerinden sorumlu olduklarını bilirler ancak aynı zamanda kendi kontrolü dışında olan olayların da farkındadırlar. Örnek vermek gerekirse; ülkenin ekonomik durumu, hava koşulları ve diğer insanların tercihleri gibi.

 3. Mutluluk peşinde koşmak
Her zaman mutlu olmayı düşünmek ters tepebilir. Anlık tatminler uzun dönemli memnuniyetten farklı olgulardır. Ruhsal yönden güçlü kişiler, gönül rahatlığı kazanmanın üzerinde uğraşılması gereken bir konu olduğunu bilirler. Ani mutluluğu ve geçici rahatlığı kabul etmezler. Kendileri için daha parlak bir gelecek oluşturmak için uzun dönemli hedefler oluştururlar.

4. Rahat yaşamak
Rahat bölgede kalabilmek hayatta iyi hissetmek için anahtar olabilir. Ancak rahatsızlık durumundan kaçınmak sonunda ters tepebilmektedir. Ruhsal yönden güçlü kişiler, korkularıyla yüzleşir, bilinmeyen konularla yüzleşme cesaretini sergileyebilir ve kendi sınırlarını test edebilirler. Rahatsız hissetmenin katlanılabilir olduğunu bilirler ve bu durumu tecrübe etmenin daha iyi bir hayat yaşamak için önemli olduğunun farkındadırlar.

 5. Kurban zihniyeti 
Eğer problemlerinizin kaynağı olarak dış koşulları sorumlu tutuyorsanız hayatınız için asla sorumluluk almazsınız. Ruhsal yönden güçlü kişiler trajik koşullar karşısında olsa bile tercihlerini kabul ederler. Onlar kontrol edebildikleri şeyler üzerine odaklanır ve acındıracak tarafları kendilerinde tutarak vakit kaybetmezler.

6. İnsanları etkilemeye çalışmak 
İnsanların sizi beğenmelerini sağlamak için çokça vakit kaybedebilirsiniz. Diğer insanların takdirine bağlı olmak diğer insanlara sizin üzerinizde bir güç oluşmasına neden olur. Ruhsal yönden güçlü kişiler, kendi kendilerine rahat hissedebilirler. Diğer insanların kendi tercihlerini onaylamalarını beklemezler. Bunun yerine kendi değerleriyle yaşamanın üzerinde dururlar.

 7. Kusursuzluk peşinde koşmak 
Mükemmellik için uğraşmak sağlıklı bir durumdur. Ancak kusursuzluk için ısrarcı olmak tepe savaşları gibidir. Çıtayı imkansız bir yükseklikte tuttuğunuzda asla yeteri kadar iyi hissetmeyeceksinizdir. Ruhsal yönden güçlü kişiler, başarısız olabileceklerini ve hata yapabileceklerini kabul ederler. Kendi kusur ve zayıflıklarını kabul edebilirler.

 8. Kincilik 
Birisi için kin beslemenin o kişiyi cezalandıracağı düşüncesine kapılabilirsiniz. Fakat gerçekte öfke ve nefrete sarılmak kendi hayatınızı düşürmektedir. Ruhsal yönden güçlü kişiler, kinciliği bir kenara bırakarak enerjilerini daha faydalı hedeflere verirler. Bu başkaları tarafından kötüye kullanılmalarına izin verdikleri anlamına gelmez. Bu şu anlamaya geliyor; hayatlarını ele geçiren bastırılmış alınganlığa izin vermezler.

 9. Maddi şeylerin peşinde koşmak 
Çok para kazanmak, büyük bir ev, güzel bir araba ve pahalı kıyafetlere sahip olmak size asla iç huzur getirmeyecektir. İhtiyaçlarınızı tatmin etmek için maddi sahiplik beklentisi içinde olmak sizi kötü bir şekilde hayal kırıklığına uğratacaktır. Ruhsal yönden güçlü kişiler, tam olarak minimalist kişiler değillerdir. Güzel şeylerden zevk alabilirler fakat maddi sahipliğin onlara gönül rahatlığı ve iç huzur vereceği beklentisine girmezler.

10. Tam özgüven 
Her şeyi kendi başınıza yapacağınızı düşünmek güçlü olma rolünü oynamaktır. Yardıma ihtiyacınız olduğu zamanların olması önemlidir. Ruhsal yönden güçlü kişiler, yardıma ihtiyacı olduğunu kabul etmekten korkmazlar. Profesyonel yardım almak ya da bir arkadaşına sırtını dayamak kişinin onlardan güç almasını sağlamaktadır. Tüm yanıtlara sahip olmak zorunda olmamayı bilmek onlara yenilenmiş iç huzur sağlayacaktır.


Çeviri Kaynak: Amy Morin, Psychology Today internet sayfası https://www.psychologytoday.com/us/blog/what-mentally-strong-people-dont-do/201811/10-things-mentally-strong-people-give-gain-inner?amp&__twitter_impression=true

Pazartesi, Ocak 21, 2019

Ruhsuz bir dünya

Hayattan kopup soluklaştığımızı düşünüyorum. Günümüzün mekanikliği, tek düzeliği, imkanların teknolojinin üst seviyede olduğu ancak renklerin ve tadların kaybolduğu bir dünyada yaşadığımızdan mı böyle oluyor bilmiyorum. Bu yaşam şekli bize öyle bir kazık attı ki, doğadan aldığımız tüm canlılığa ait özellikleri yavaş yavaş kaybettik. Ne tutkuyla sevebiliyor ne de tutkuyla yaşayabiliyoruz. Renklerin, ışığın şiddetini bile algılamadan bakıyoruz. Gün batımının renkleri, ışığın sarıdan kırmızıya uzanan renk tayfını görmezden gelip oturduğumuz plajın kalabalıklığını, o mekan için kaç para verdiğimizi orada çektiğimiz fotoğrafı sosyal medyada paylaştığımızda kaç beğeni alacağını düşünüyoruz. 

Ruhumuzu kirlettik, öyle bir kirlendi ki varlığından bile haberimiz yok. Oysaki ruhumuzu içimizde, bakışlarımızda ve gözlerimizde. Bazan hoş bir gülümsemede, bazen karşılıksız sevgi göstermede, bazen paylaşmada bazen sadece güzelliği görmede.

Ruhumuz kirlenince, sahip olduğumuz duyargaları kullanmayı unuttuk. Ne dinliyoruz, ne görebiliyoruz, ne de hissedebiliyoruz. Yapay zeka çağına girdik ya, aslında yapay bir dünya çağına girdik haberimiz yok. Gün içinde alacağımız geçici hevesler ve bizi geçici tatmin eden zevkler peşine düştük. Güzel bir yemek yemek, iyi bir ortamda olmak (ne kadar iyi olduğu göreceli), yüksek maaşlı bir işte çalışmak, lüks arabalara ya da daha iyi arabalara binmek. Bunların bize huzur vereceğini düşünerek bu şeylerin peşinden gitmek. 

İnsan mutlak bir mutluluğa belki erişir belki erişmez o farklı bir konu ancak günümüz yaşam şeklinin bize huzur vermeyeceği çok açık ortada. Lüks bir mekanda tek başımıza iyi bir yemek yedik mesela doyduk o anda güzeldi ve geçti. Ancak bu bizi ne kadar süre mutlu edebilir? Ya da lüks bir araba satın aldık. 1 hafta belki de en fazla 1 ay bizi mutlu eder. Ancak sonrası. Hayatımızı bunun için mi heba ediyoruz? Satın alarak mutlu olacağını sanmanın bağımlılık yapma gibi bir durumu var, her defasında daha fazlası daha da iyisini istemek çünkü bize dayatılan şey bu. 

Ancak bunların hiçbiri bizi mutlu etmez. Bunu hepimiz gayet iyi biliyoruz ancak hepimiz öyle bir uykuya daldık ki ruhumuz öyle bir kirlendi ki (belki de ruhumuz uçup gitti bilmiyorum kirlenme tabiri biraz hafif kalabilir) yaşamaktan canlılıktan, doğayla bütünleşik yaşayan insanoğlunun sahip olduğu bütün o güzel özellikleri, hisleri, erdemleri, yaşam enerjisini bir kenarda bıraktık ve kaybettik. 

Birbirimize bakarken bile bize dayatılan estetik kaygılarla sadece yüzümüze bakıyoruz. Oysaki insanlar sadece et ve kemikten oluşmuyor. Gözlerimize dikkatli baktığımızda içimizdeki ruhları görebileceğiz. Bir insanı insan yapan ruhudur. Her şey içimizde, sadece orada olduğunu keşfedip içimizden gün yüzüne çıkarmasını bilmemiz gerekiyor. 

Unuttuk insanca olan her şeyi unuttuk. Paylaşmayı, yaşamayı, hissetmeyi, sevmeyi bizi biz yapan, bizi aslında mutlu edecek, hissetirecek, yaşadığımızı, hayatta olduğumuzu, var olduğumuzu gösteren tüm insanlık vasıflarını unuttuk. 

Kurtuluşumuz ancak insanın kendine dönmesinde, bir ruha sahip olduğumuzu, kim olduğumuzu, ne istediğimizi, aslında ne yaptığımızda mutlu olacağımızı bilmekten geçiyor. 


Kadın şefkati

Bir erkek olarak kadınları anlamadığımız iddia edilir, çoğu erkeğe göre kadınlar gizemli anlaşılmaz gelir. Karşı cins olduğumuzdan beyin yapımız, olaylara bakışımız, hormonal özelliklerimiz farklı olduğundan kadınların birbirlerine olan hislerini ve birbirilerini anlamaları kadar onları anlamamız pek mümkün değil. Kadınlar birbirilerini daha iyi hissederler ve hangi davranışta ne yapmak istediklerini daha iyi bilirler. Bir kadın diğer kadının davranışlarından nasıl birisi olduğunu ya da kendisine karşı ne hisler beslediğini çok kolayca anlayabilir.

Biz erkekler öyle değiliz ancak karşı cinsten olduğumuzdan onları kendi yerimize koymamız kendi özelliklerimiz dahilinde pek mümkün değil. Ancak ben birkaç çıkarımımı paylaşmak istiyorum. Kadınlar erkeklere göre çok daha olgunlar. Daha stabiller ve kararlarından çok daha eminler. Bir karara varmadan önce çok düşünürler ancak karar verdikten sonra o konuda emindirler kendilerine göre en doğru kararı verdiklerine inanırlar, inanmaktan öte onu öyle olduğunu hissederler ve bilirler.
Davranışlarında daha sakinlerdir. Ani hareket yapmaktan öte yapmadan önce tartarlar bu kadından kadına sapma derecesinde değişkenlik gösterebilir yani bir standart sapma değeri mevcut (mühendisim :) ).

Kadınlar erkeklere göre kat be kat daha şefkatli ve sevgi doludur. Erkeklerde olan yıkıcılık ve yok etme güdüsü yoktur. Daha yapıcı ve sevgi bakımından daha şefaketlidirler. Hiç tanımadığı bir çocuğa kendi çocuğu olmasa da annelik yapabilirler. Annelik içgüdüsü ve hormonal etkinin yanında doğuştan gelen bir şefkat var kadınlarda belki bunun nedeni erkeklerdeki gibi testestoron hormonlarının olmaması. Biyolojik etkisi tabiki çok açık ancak ben sosyal yönden olayı değerlendiriyorum.

Kadınlar daha sevgi dolu ve sevgileri daha gerçektir. Sevgiyi anlatmaktan öte yaşamak isterler. Erkekler şiir yazar gösterir ancak kadınlar şiir yazmaz şiiri hayatlarında yaşamak isterler. Şiir gibi bir aşkı hisedip yaşamak isterler bunu gösterişini yapmak umurlarında değildirler. Şiirleri yazma yerine okumalarının nedeni de budur. Şiiri okurlar ve o şiirdeki anlatılan hisleri kalplerinde yaşamak isterler. Bir kadının sevgilisi ve sevdikleri yanında olsun dünyadaki olaylar umurunda değildir. Çünkü evinde yaşadığı sevgi onun için cennettir ve başka cennetlerde neler olup bittiğini merak etmezler. Kendi dünyalarının sevgi meyveleri bir kadına yeter. Başka cennetlerde neler var oralar daha mı güzel diye merak etmezler. Eğer merak etmişlerse demek ki o kadına aşkı ve sevgiyi yaşatmamışsınızdır. Eğer bir kadın memnun değilse gerçekten memnun değildir ve gerçekten bir sorun vardır.  Macera olsun diye asla böyle bir şeye girişmezler. Bir kadın bir şeyden şikayetçiyse bu son derece gerçektir. Erkek olarak fark etmemişseniz lütfen ne demek istediğini düşünün ve anlamaya çalışın.

Ben bir erkek olarak hemcinslerimin yıkıcı ve duygusuz bir dünya kurmalarından memnun değilim bu nedenle kadın davranışını, sakinliğini, şefaketini duygu yüklü olmasını, hayata duygusal ve duyargaları, algıları açık olarak bakması hoşuma gidiyor. Her erkeğin kadınların cesaretine, dik durmasına, sakinliğine, olgunluğuna, anaçlığına, sahip çıklmasına, kol kanat germesine ihtiyacı var mutlaka. Kadınlardan korkmayın beyler. Duygusal eksikliğinizi ve yalnızlığınızı ancak bir kadın giderebilir. Ancak bir kadın bir erkeği hayatı tutundurabilir. Mesela annemle babamı düşünüyorum. Annemin şefkati, ve annemden aldığım duygusal duyum olmasa eve uğramak bile istemem. Babam her zaman mekanik ve doğrucu hayatın içinde savaşan bir savaşçı gibi geliyor gözümde burada anne baba ayrımı yapmıyorum. Babalar size hayatın vahşi gerçekliğini, acımasızlığını ve hayatta tutunmak için neler yapmamız gerektiğini bize her zaman hatırlatır, babalara da ihtiyacımız var mutlaka. Ancak anne ya da bir kadın ancak bir erkeğin duygusal boşluğunu doldurabilir onu yalnızlıktan çıkarır ve yaşadığını hissettirir. Kadınlar erkekler için su gibidir hayatın kaynağıdır. Erkeğin kurak kalbine akan nehirler gibidir.