Pazar, Temmuz 08, 2018

Analitik Zeka ve Gerçeklik

Analitik zekası çok yüksek insanları görüyorum çok büyük cehaletlerin arkasına sığınan, sabit ve batıl inançlara sahip, dar kalıplar içinde düşünen, ailesinin ve yetiştiği kültürün etkisinden çıkamamış, çevresi tarafından yönlendirilen, önyargılı, sabit fikirli insanlar. 

Sınavlarda derece alıp okulu 1 . Bile bitirebiliyor bu insanlar. Bir problemi çok hızlı olarak çözebiliyor, kafası hesap makinesi gibi çalışabiliyor, ya da bilgisayar gibi. Ancak en basit gerçek bilgiden bile uzak kalabiliyorlar. 

Zeka ya da analitik zeka insanın akıllı olduğunu gösterir mi? Zeka ile akıl arasında karşılaştırma açısından bir sürü benzetme karşılaştırma yapılmıştır, ayrımını da aşağı yukarı herkes bilir. 

Değinmek istediğim şey; zekası, kavrama yeteneği olan, problemleri ve çözümleri görebilen bu insanlar, doğru ve gerçekten nasıl oluyor da bu kadar uzak olabiliyorlar. Önyargıları konusunda muhakeme ve geri besleme yapmadan hayatlarına devam edebiliyorlar. 

Aslında yaratıcı ve eleştirel bakış açısı burada devreye giriyor. Yaratıcılığın içinde sorgulama ve daha iyisi nasıl olabilir sorusu varken, doğrunun doğruluğundan şüphe duymak, bu şüphecilikten hareketle doğrunun doğru olup olmadığını ispatlamayı gerektiriyor. Eleştirel bakış açısı, özgün düşünce, gerçeği arama zekadan öte kavramlar aslında. 

Gerçeği bulma isteği ya da bilim yapmak da diyebiliriz buna, zeka gerektirir muhakkak ancak zeki olmak bir insanı iyi bir bilim insanı, ya da düşünür yapmaz haliyle. 

İnsanlarda farklı zeka tipleri var muhakkak, bir çok kitapta duygusal zeka, analitik zeka gibi ayrımlar da yapılıyor, yine görsel işitsel vs zekalar. Farklı tipte bu zekalar insanlarda farklılık gösterebiliyor. Görsel zekası olan bir insana işitsel olarak neden zayıfsın eleştirisi yapmak hata olur. Yine analitik zekası düşük insanlara, düşük zekalı nitelemesi gibi genelleme yapmak da yanlış olur. Analitik zekası iyi olmayıp sosyal yönden başarılı nice insan vardır. Bu insan doğasından ya da biyolojik çeşitlilikten gelen bir olgu aslında. İyi bir ressama neden matematik sorularını çözemiyorsun diyemeyiz. Ya da iyi matematik problemi çözene çizimin ne kadar kötü diyemeyiz. Bunlar yetenekle ilgili şeyler. Farklı zeka tiplerinin farklı yeteneklere evrilmesi deneyimlediğimiz ve gözlemlediğimiz şeyler. Ancak bu saydığımız farklı yenerek çeşitleri de yine aslında bahsettiğimiz eleştirel ve aydınlanmacı düşünceden çok farklı olgular. Yani iyi bir ressam olabilir ancak cehaletten kurtulamamış olabilir yine iyi bir matematikçi. Yalnız şöyle bir şey var sanatta başarılı olmuş kişiler genelde aydınlanmacı kişilerdir diyebiliriz. Sanat olsun edebiyat olsun zaten içerisinde eleştirel, yaratıcı duygular haliyle olmak durumunda. O mesleklerin ya da uğraşıların doğasında olan şeyler. Yalnız ticari zeka için aynı şeyi söylemek mümkün değil. 

Muhakeme (karşılaştırma) yeteneği, eleştirel bakış açısı kazanamamış zeki bir insanın neden böyle olmadığıyla ilgili kesin bir dille yargılayamayız. Bu konuda gerek ailesi, çevresi yaşam tarzı nedeniyle bu konuda fırsat bulamamış, zincirlerini kıramamış gerçek anlamda “aydınlanma” sürecini yaşamamış olabilir. Bazı süreçler gerçekten fırsatların karşısına çıkmasıyla yaşanabiliyor. 

Ancak bir şekilde bu fırsat tanınmış olup, kötü niyetinden şüphe ettiğimiz kimileri de, kinciliklerinden, dışlayıcı olmalarından, anlayışsız kişiliklerinden ötürü ne kadar zeki olursa olsun aydınlanmacı bu düşüncenin tam tersi yönünde karanlık düşünceler içerisinde olabilir. Bu kişiler büyük tehlike oluşturmaktadır. 

Zeki kişileri kıyaslarken, ölçeklerken, aslında aydınlanmacı olup olmadığına bakmak gerekmektedir. Ne kadar zeki olursa olsun cehaletin esaretinden kurtulamamış bu beyinler faydadan çok zarar verebilmektedir. 

Bu nedenle eğitim sisteminin eleştirel ve aydınlanmacı temelde ele alınıp uygulanması, zeki olan bu insanları topluma, iyiye ve gerçeğe faydalı olacak ve katkı verecek şekilde yetişmesini sağlamak gerekmektedir. Eğitim sistemi vermiyorsa da, gerçeğin ışığını yanımıza alıp bu insanları kanıtlarla, verilerle, bilimle, bilgiyle doğru yöne sevk etmek gerekmektedir. Doğrudan kastımız tabi ki bizim doğru bildiğimiz şeye yönlendirmek değil, gerçeğin peşine sevk etmek, eleştirel tarafta olmak, bilimin yol gösterdiği yönde olmaktır. Bilimin doğasında zaten sürekli yanlışlanabilmek vardır, ortaya sürülen düşünce daha iyisi yapılana kadar en doğru kabul edilir. Daha iyisi varsa gerçekten çöpe atılır daha önce çok doğru kabul ettiğimiz düşünce. Eleştirel bakış açısı budur zaten, sürekli yenilenmek, düşüncelerimizi doğruya ve gerçeğe doğru her defasında daha da yakınlaştırmak.  İnsan zaten sürekli yanlış içine düşen bir varlık, küçükken düşündüğümüz tonla yanlış şeyi büyüyünce düzeltmiyor muyuz? Gelecekte eminim şimdi düşündüğüm çoğu şeyin yanlış olacağını düşüneceğim. Bu da gayet normal ve doğal bir süreç. Yanlışa düşmek ve bunu farketmek. Yeni ve doğru bilgiye ulaşmak. İnsan ancak o zaman huzura erebilir bence. Doğru yaptığınızı düşündüğünüzde hissettiğiniz huzur gibi diyebilirim. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme