Pazartesi, Ocak 21, 2019

Ruhsuz bir dünya

Hayattan kopup soluklaştığımızı düşünüyorum. Günümüzün mekanikliği, tek düzeliği, imkanların teknolojinin üst seviyede olduğu ancak renklerin ve tadların kaybolduğu bir dünyada yaşadığımızdan mı böyle oluyor bilmiyorum. Bu yaşam şekli bize öyle bir kazık attı ki, doğadan aldığımız tüm canlılığa ait özellikleri yavaş yavaş kaybettik. Ne tutkuyla sevebiliyor ne de tutkuyla yaşayabiliyoruz. Renklerin, ışığın şiddetini bile algılamadan bakıyoruz. Gün batımının renkleri, ışığın sarıdan kırmızıya uzanan renk tayfını görmezden gelip oturduğumuz plajın kalabalıklığını, o mekan için kaç para verdiğimizi orada çektiğimiz fotoğrafı sosyal medyada paylaştığımızda kaç beğeni alacağını düşünüyoruz. 

Ruhumuzu kirlettik, öyle bir kirlendi ki varlığından bile haberimiz yok. Oysaki ruhumuzu içimizde, bakışlarımızda ve gözlerimizde. Bazan hoş bir gülümsemede, bazen karşılıksız sevgi göstermede, bazen paylaşmada bazen sadece güzelliği görmede.

Ruhumuz kirlenince, sahip olduğumuz duyargaları kullanmayı unuttuk. Ne dinliyoruz, ne görebiliyoruz, ne de hissedebiliyoruz. Yapay zeka çağına girdik ya, aslında yapay bir dünya çağına girdik haberimiz yok. Gün içinde alacağımız geçici hevesler ve bizi geçici tatmin eden zevkler peşine düştük. Güzel bir yemek yemek, iyi bir ortamda olmak (ne kadar iyi olduğu göreceli), yüksek maaşlı bir işte çalışmak, lüks arabalara ya da daha iyi arabalara binmek. Bunların bize huzur vereceğini düşünerek bu şeylerin peşinden gitmek. 

İnsan mutlak bir mutluluğa belki erişir belki erişmez o farklı bir konu ancak günümüz yaşam şeklinin bize huzur vermeyeceği çok açık ortada. Lüks bir mekanda tek başımıza iyi bir yemek yedik mesela doyduk o anda güzeldi ve geçti. Ancak bu bizi ne kadar süre mutlu edebilir? Ya da lüks bir araba satın aldık. 1 hafta belki de en fazla 1 ay bizi mutlu eder. Ancak sonrası. Hayatımızı bunun için mi heba ediyoruz? Satın alarak mutlu olacağını sanmanın bağımlılık yapma gibi bir durumu var, her defasında daha fazlası daha da iyisini istemek çünkü bize dayatılan şey bu. 

Ancak bunların hiçbiri bizi mutlu etmez. Bunu hepimiz gayet iyi biliyoruz ancak hepimiz öyle bir uykuya daldık ki ruhumuz öyle bir kirlendi ki (belki de ruhumuz uçup gitti bilmiyorum kirlenme tabiri biraz hafif kalabilir) yaşamaktan canlılıktan, doğayla bütünleşik yaşayan insanoğlunun sahip olduğu bütün o güzel özellikleri, hisleri, erdemleri, yaşam enerjisini bir kenarda bıraktık ve kaybettik. 

Birbirimize bakarken bile bize dayatılan estetik kaygılarla sadece yüzümüze bakıyoruz. Oysaki insanlar sadece et ve kemikten oluşmuyor. Gözlerimize dikkatli baktığımızda içimizdeki ruhları görebileceğiz. Bir insanı insan yapan ruhudur. Her şey içimizde, sadece orada olduğunu keşfedip içimizden gün yüzüne çıkarmasını bilmemiz gerekiyor. 

Unuttuk insanca olan her şeyi unuttuk. Paylaşmayı, yaşamayı, hissetmeyi, sevmeyi bizi biz yapan, bizi aslında mutlu edecek, hissetirecek, yaşadığımızı, hayatta olduğumuzu, var olduğumuzu gösteren tüm insanlık vasıflarını unuttuk. 

Kurtuluşumuz ancak insanın kendine dönmesinde, bir ruha sahip olduğumuzu, kim olduğumuzu, ne istediğimizi, aslında ne yaptığımızda mutlu olacağımızı bilmekten geçiyor. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme